222

222


Geçtiğimiz haftanın gündemi PSG'nin 222 milyon euro bedelindeki çıkış maddesini kullanarak Neymar'ı Barcelona'dan almaya hazırlanıyor olmasıydı. Ondan önceki hafta ise Barcelona, Messi ile 4 yıllık kontrat yenilerken yıllık 30 milyon euro maaş ve 300 milyon euro çıkış maddesi koyuyordu. Monaco ise bu yıl parlayan 18 yaşındaki hücum yıldızı M'Bappe için Real Madrid ile pazarlığa oturup 150 milyon euro istiyor ama anlaşamadan masadan kalkıyordu.
 
Sadece şu üç cümlede geçen bedellerin toplamı 792 milyon euro'ya tekabül ediyor ve bu rakamın sadece 3 oyuncu için konuşuluyor olması bile olayın ulaştığı boyutun sürrealitesini gözler önüne seriyor.
 
Kaldı ki Lukaku için verilen 90 milyon euro'yu ve Morata için ödenen 70 milyon'u da eklesek 1 milyar euro sınırına dayanıyor olacağız ve bu da bazı Afrika ülkelerinin yıllık ekonomik büyüklüklerine eşit maalesef. Daha fazla rakamlara girmeden, işin pazarlama tarafına eğilmek gerektiğini düşünüyorum.
 
1980'li yılların ortasında Berlusconi'nin AC Milan'ı satın alması ile ön plana çıkmaya başlayan, futbola harici sermaye girişi o dönemki yabancı kuralı sayesinde dengeleri pek bozamadı, ta ki Bosman kuralının çıkmasına kadar...
 
Oyuncu dolaşımının serbestlik kazanmasının akabinde 2000'li yılların başında özellikle Rus sermayesinin futbola el atması bugün gördüğümüz dengesizliklerin müsebbibi sayılabilir.
 
Ruslardan sonra Körfez, Thai, Amerikan ve Çin sermayesi futbola el attılar. Hem bu sporu kendi ülkelerine pazarlamak hem de henüz kanıtlanamasa da paraları aklamak için giriş yapan bu sermayeler şuursuzca yaptıkları harcamalar ile tüm dengeleri bozdular. Özellikle Batı'nın yetiştirici ligleri ve Doğu bloğu liglerinin yıldız adaylarını olgunlaşmadan astronomik meblağlara toplayarak kendi liglerini geri dönüşüm kutusu haline getirmekle kalmayıp rekabeti de öldürdüler.
 
Rekabetin ölmesine UEFA da çanak tuttu ama maalesef bindiği dalı kesmeye devam ediyor. Büyük sermayelerin yatırım yaptığı liglerin 4.'sü bile CL'ye girebilirken, diğer ülkelerin şampiyonları ağızları ile kuş tutsalar ancak gruplara kalabiliyorlar. Basketbolda yaşanan Euroleague ile FIBA arasındaki yol ayrımının kendi başına gelmesinden korkan UEFA, gücün ve rekabetin 5-6 takım etrafında dönmesine ses çıkaramıyor. Şu anda alan ve satan memnun gibi gözüküyor ama tüketici yani malı pazarladığın kitle heyecanını ne zaman yitirecek onu zaman ile göreceğiz.
 
Bunu belirtmemdeki en büyük neden, Avrupa'nın belli başlı ligleri ve CL'nin artık hep aynı takımlar etrafında dönüyor olmasıdır. Sponsorlar, yayın hakları ve sermaye girişleri hep aynı takımlara olmakta ve çocukluğumuzun Harlem'i gibi kurulan takımlarla insanlara futbol izlettirilmektedir. Daha ne kadar süre insanlar sonunda Barcelona, Real Madrid, Juventus, PSG, Chelsea, City, United ve Bayern'den iki tanesinin finalde olması garanti bir organizasyona ilgi duyar, benim için bir muammadır.
 
Porto, PSV, Ajax, Steau Bucurest, Marsilya, Kızılyıldız, Dortmund gibi takımların kıtanın en büyüğü olduğu sezonları izleyen bir kişi olarak tarihin tekerrürünü bu rekabet şartlarında pek mümkün görmüyorum. Insanlara epik hikayeler ve sürprizler sunmazsanız, rekabeti eşit dağıtıp adalet hissini veremezseniz, seyirciyi, sonu belli olan filmi tekrar oynatmak gibi bir durumla karşı karşıya bırakırsınız ve ilgi zamanla yok olur gider. Bu durumda futbolla tek bağı ve gayesi para olan büyük sermayeler de kaçar ve futbol diğer sporlara karşı zemin kaybetmeye başlar. Sanırım bundan da kimse hoşlanmaz.
 
NBA'in yıllardır uyguladığı ve bence "Amerikan sosyalizminin" en güzel örneği olan salary cap yani maaş sınırının futbola adapte edilmesi birçoklarına göre rekabetin geri gelmesi için en kesin çözüm olarak görünüyor.
 
Her ne kadar NBA de kendine Euroleague'i rakip görüp, kurulduğundan beri kendi içindeki rekabeti kusursuz kılan bu sistemdeki eksen kaymasına göz yumarak koskoca ligi sezon öncesinden sonucu belli Warriors-Cavs kutbuna oturtmaya başlamış olsa bile yılların NBA standardı bile UEFA için yeterli olacaktır.
 
Bu sistem değişikliğinin enine boyuna tartışılıp rekabeti daha canlı, dinamik ve katılımcı kılacak çözümlerin üretilmesi futbolun yararına olacaktır. Arsada aşık olunan bu güzel oyuna paranın bu kadar hakim olmasına izin vermemek futbol sevdalılarının, bu sporun istikbali ve bekası açısından, birincil görevi olmalıdır.
 
Herkese sıhhat, akıl, spor ve huzur dolu bir hafta diliyorum...
 
 
 


geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar