AİDİYET

AİDİYET


Türk futbolunu İspanya’da en yüksek seviyede, başarı ile temsil eden Nihat Kahveci Sociedad günlerini anlatırken Türkiye’deki kulüplerin zihniyetine olumlu etkileri olacak ayrıntılardan bahsediyordu. 

 

22 yaş gibi o dönem Türk futbolcuları için erken sayılabilecek bir yaşta İspanya’ya giden Nihat’a ilk bir ay tercüman veren Real Sociedad Kulübü, birinci ayın sonunda yanındaki tercümanı geri çekiyor ve Nihat’ın artık İspanyolca öğrenme hususunda ilerlemiş olduğunu farz ederek onu kendi ayaklarının üzerine bırakıyordu.

 

Bu şartlarda Sociedad kariyerine başlayan Kahveci ilk yılın sonunda kulübü tarafından takıma transfer olan yabancıların emanet edildiği, onların ellerinden tutup San Sebastian’ı gezdirtmesi istenilecek kadar içlerinden biri haline geliyordu. Bu şekilde hem şehirle bütünleşiyor hem kulüp ve taraftara olan aidiyet duygusunu geliştiriyor hem de yeni gelen yabancılara kıdemini de gösterme fırsatı buluyordu. Bunların hepsi konuya müdahil paydaşları motive edici unsurlar olarak ön plana çıkıyordu.

 

Bu kısa hikâye aslında yurtdışındaki kulüplerin yabancı oyuncu istihdam stratejisinin bir parçası olarak, birçok oyuncudan duyduğumuz realite olarak çok sık karşımıza çıkmıştır ve çıkmaya da devam edecektir. 

 

Bu bilgilerin ışığında izledim Cengiz Ünder’in Roma ile son üç maçta yaptığı performansı ve bir kez daha gurur duydum, ümitlendim. 

Her ne kadar milli takım hocamız ülkemiz oyuncularının erken yurtdışına gittiğini söylese de Cengiz Ünder projesi emin ve doğru adımlarla ilerlemektedir. Laf arasında şunu da söylemeden duramayacağım, bu lafları eden milli takım hocamız, kendisi Shakhtar Donetsk’in başındayken Avrupa’ya en çok genç Brezilyalı getiren hoca olma özelliğini zorlayacak seviyedeydi. 

Sanırım dün dündür, bugün bugündür!

 

Altınordu rahle-i tedrisatından çıkan Cengiz’in Roma’daki ilk döneminde medyamız onun sonunun Salih Uçan’a benzeyeceği kaygısı ile türlü yazılar yazdıysa da bu çocuk adaptasyon sürecini hiç sekteye uğratmadan çalışmaya devam etti. Bugün ligin en formda ve performanslı yerli oyuncusu Cenk Tosun’un bile adaptasyon sıkıntısı yaşadığı dönemde Cengiz’in Roma sistemine ve Serie A’ya adapte olması mutlaka zaman alacaktı.

 

Bizim yüce spor medyası devre arasında kendisini GS’ye kiralamak için çok uğraştıysa da çok şükür ki başaramadı. Zaten olan bir girişim yoktu ama malum kırk kere söylersen olur misali korkmadık da değil.

 

Şunu gözden kaçırmamak lazım ki Roma bu oyuncuyu Altınordu’dan beri izliyor, Başakşehir’deki gelişimini takip edip bir sürü para vererek onu aldılar. Sistemlerine adapte edip parlatarak Premier Lig’e ya da La Liga’ya satmak istiyorlar. Bu sebepten ağır ve sağlam adımlar atıyorlar. Tabi buradaki en önemli nokta Cengiz de çalışmaları ve hareketleri ile bu projeye olumlu geri dönüş yapıyor. 

 

Türkiye ortamına girmemek için tatillerde ailesini İtalya’ya çağırması, İtalyanca konusundaki gelişimi hep Altınordu tedrisatının meyveleri olarak gözüme çarpıyor. Belli ki Cengiz, şehre ve kulübe aidiyet konusunda önemli adımlar atıyor. Sahada da özellikle yüksek şut yüzdesi, fark yaratınca gerisi geliyor.

 

Bütün bunlara bakınca haftanın yarısını Türkiye’de geçiren, Barcelona takımı, kültürü ve şehri ile ne kadar aidiyet duygusu bulunduğu tartışılır bir Arda Turan’ın tökezlemesinin aslında malumun ilamı olması pek de şaşırtıcı bir son olmasa gerek diye düşünüyor insan. Oysa Turan, Atletico Madrid’de Simeone ile daha bir oraya aitmiş gibi duruyordu, takımın yerel gücü olarak parlıyordu aynı Nihat’ın Sociedad günleri gibi ama ne olduysa Barcelona kariyeri esnasında oldu. Herkesin bildiği Arda-Barcelona detaylarını burada tartışmaktan ziyade Cengiz Ünder’in önünde örnek olan bu kariyer finalini iyi analiz etmesi gerekir. 

 

Şu anda başarıya giden formülün ucundan tutmuş bir gencin muhtemel Roma sonrasını da iyi planlaması zarurettir. İşin sırrı aidiyettir. Gittiğin şehrin insanı ve taraftarı seni kabul ederse hatanı da daha mazur görür çünkü bu insan psikolojisinin temelidir. Kalp ile düşünmeye başlarlar. Sen ne kadar beynini kullanırsan onlar da sana karşı kalbini açarlar…

Aidiyete gösterilen toleransa en önemli örnek olarak hafta sonu Trabzon’da attığı gol sonrası ev sahibi tribünlerin önüne gidip asker selamı veren Adebayor’un aldığı reaksiyonu gösterebiliriz. Normal şartlarda, gol attıktan sonra sevinmeyip sadece gidip tribünün önünde dursan bile karşılaşılacak küfrün haddi hesabı yokken, bir asker selamının rakip takım tribününü nasıl yumuşattığını görmek, yabancı bir oyuncunun yerel değerlere sahip çıkmaya çalışması, kendini entegre etme çabasıdır.

 

Bu aslında ülkemiz için de bir tartışma konusudur. Yıllardır düşünür dururum İngiltere ordusunun girmediği savaş yok; Afganistan, Irak vs…ve askerleri ölüyor ama herhangi bir yerli ya da yabancı futbolcu gole sevinirken asker selamı yapmıyor. Aynı oyuncular buraya gelince yerliden önce selama duruyorlar, neden diye soruyor insan kendine…

Onların da aidiyet çabası bu duyguları paylaşmaktan geçiyor aslında. Adamlar İngiltere’ye gittiğinde dilini öğreniyor, günlük hayata entegre olup sosyal yapının bir parçası haline geliyor, toplumsal hassasiyetleri analiz edebilir hale geliyorlar.

 

Bu topraklarda ise zaten dil öğrenen yabancıyı geçtim, Anadolu’nun ücra bir şehir takımına giden yabancının sosyal düzene adapte olması bile imkansıza yakınken, onlar da entegrasyonu bu şekilde sağlamaya çalışıyorlar. Bu da ehven-i şer kıvamında kabul edilebilir bir durum olarak toplumumuz tarafından kabul ediliyor.

 

Şahsi kanaatim, Cengiz ve onun gibi genç potansiyellerin başarılı olmaları için gerekli formülün saha dışındaki ilk şartı aidiyettir ve onu sağladıktan sonra gerisi gelecektir. Öyle New York gettosundan çıkmış Amerikalı NBA yıldızları ya da Rio favelalarından kopup gelen 8-10 kardeşli Brezilyalılar gibi güruh halinde yaşar, yaptığın spordan başka bir sürü şeyle uğraşırsan taraftar da sadece senin kazandığın para/performans paritene bakar ve ona göre seni değerlendirir. Bu da taraftar oyuncu ilişkisini sıfır duygunun egemen olduğu, daim performans talep eden endüstriyel bir ilişkiye dönüştürür ve bunu hiç iniş olmadan devamlı kılmak oyuncu açısından teknik olarak imkansızdır. 

 

Unutulmamalı ki ne kadar iyi olursan ol bu hayatın yokuşları da vardır ve bazen bu yokuşları destek ile çıkman gerekir…

Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum. 

 



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar