AJAX OLMAZSA YOĞURT VERSEK

AJAX OLMAZSA YOĞURT VERSEK


AJAX OLMAZSA YOĞURT VERSEK

1995 yılının 24 Mayıs gününde Viyana Prater’deki Ernst Happel Stadı’nda CL Finali’nin 85.dakikasında Frank Rijkaard’ın getirdiği topa 19 yaşındaki Patrick Kluivert sol ayağı ile vurup Capello’nun favori Milan’ın kalecisi Rossi’nin yanından topu ağlarla buluşturduğunda o sezonki yazı ile on rakam ile 10’uncu maçına çıkıyor ve sadece ikinci golünü atıyordu. Daha önce grup aşamasında sadece AEK’e Atina’da bir gol atmıştı, zaten hücum hattında da ilk tercih değildi. Jari Litmanen, Ronald De Boer, Finidi George ve Marc Overmars’ın arkasında Nwankwo Kanu ile kulübede oturup kaderin kendileri için ağlarını örmesini bekliyordu.

O gün sahaya çıkan takımın yaş ortalaması 24 idi ve 30 yaş üstü tecrübeli diyeceğimiz iki oyuncusu vardı. Bir tanesi 34 yaşındaki kaptan Danny Blind diğeri de Milan ve Hollanda efsanesi 33 yaşındaki Frank Rijkaard idi.

O takım bir sene sonra 1996 yılı CL Finali’nde Roma’da Juventus karşısına çıkıp penaltılarla dubleyi kaçırdığında da aşağı yukarı kadrosu aynıydı ve yaş ortalaması 25,5 idi. Tecrübeli oyuncu olarak yine kaptan Blind ve ek olarak Rijkaard yerine Silooy vardı.

O takımın ayak seslerine ’95 finalini kazanmadan bir sene önce Beşiktaş ile oynadıkları seride, özellikle Dolmabahçe’deki maçta, biz Türk seyircisi de canlı tanıklık etmişti.

O zamanların da en meşhur futbol sohbetlerinden bir tanesi “Ajax Modeli” diye tanımlanan konseptin ne kadar önemli olduğu ve mutlaka feyz alınması gerektiği idi. Hatta 1995-1996 sezonunda İstanbulspor, el değiştirdikten sonra ilk yaptığı hamle ile Beenhakker, Van Vossen ve Van den Brom üçlüsünü getirerek Ajax ekolünü ithal ettiğini zannedip bu gündeme kayıtsız kalmadığını hepimize göstermişti.

Bizim ülke olarak Hollanda sevdamız zaten 90’lı yılların başında 80’lerin müthiş takımı PSV’yi oluşturan Hiddink’i ülkemize getirmek ve sonbaharda kovmak ile başlamıştı ama 90’ların ikinci yarısından itibaren “Portakal” aşkımız gittikçe hızlandı. Ne de olsa meşhur “Ajax Modeli”ni örnek alacaktık.

90’lı yıllarda o gün Ajax’ın iskeletini oluşturan oyuncular Milan, Sampdoria, Barcelona, Real Madrid, Juventus, Chelsea, Man.Utd, Liverpool gibi takımlara dağıldılar ve o jenerasyon 2000’li yılların ilk 10 yılının sonlarına kadar neredeyse Avrupa futboluna damga vurdu. Ara da farklı jenerasyonlar da geldi ama Hiddink’in PSV’sinin 2005 CL Yarı Finali’nde deplasman golü kuralı ile son dakikada Milan’a kaybettiği seri ve 2010 Dünya Kupası Finali’nden başka bir ses getiren başarısı olamadı. 2010’da Dünya Kupası Finali’nde sonradan oyuna girenler de dahil sahaya çıkan 14 oyuncunun 6 tanesi Ajax kökenli idi.

Bu esnada Ajax altyapısı milli eğitim kurumu olarak çalışmaya devam etti. Sezonluk olarak yetiştirip sattığı oyuncular ile finansman sağlamaya devam etti. Bugün de Hollanda futbol akademilerinde yetişen oyuncu toplamının 55%’inin Ajax akademisi tek başına yetiştiriyor ve adeta bir devlet kuruluşu gibi akademiye yön veriyor.

İşte 2017’de ilk ayak sesleri duyulan takımın nüvesi de bu akademinin bitmek tükenmek bilmeyen çalışması sonucu ortaya çıktı. 2017 UEFA Avrupa Ligi Finali’ne çıkan 18 kişilik esame listesinin yaş ortalaması 23,6, ilk 11’in ise 23 idi ve 30 yaş üzerindeki tek oyuncusu Lasse Schöne idi. O finalde oynayan Sanchez, Tottenham’a, Klaasen Everton’a, Traore ve Tette Lyon’a, Kluivert Roma’ya ve Younes Napoli’ye satıldı.

2019 yılında CL Yarı Finali’ne gelen takımın son Juventus maçındaki 18’inin yaş ortalaması 25,5, ilk 11’nin ise 25 idi ve 30 yaş üzerindeki oyuncuları yine Schöne (33) ve bu sene transfer edilen Tadiç (31) idi. Şu anda son dörde kalan Ajax birçok kişi tarafından “zayıf” olduğu için mazlumu temsil ediyor ve insan psikolojisinin doğal sonucu olarak şampiyon olması isteniyor.

İlk kez 1994 yılında trenle yanından geçerken gördüğüm Amsterdam’daki futbol akademisi kültürünü görünce aslında son 4 takım arasında Barça ve Ajax’ın en güçlü takımlar olduğunu kabul etmemiz gerekir. Her ikisi de altyapısı o kadar sağlam ki, yıllar geçse de vursan bile yıkılmıyorlar. Bu durumda aradan 22 yıl geçse bile “phoenix” gibi küllerinden doğması pek zor olmuyor. Sonuç olarak baktığımızda bir yapı temeli kadar sağlamdır ve bu temeller Ajax’ta belli ki çok iyi oluşturulmuş.

Sözün özü Ajax’ın başarısını zayıf olduğu için doğruyu yaptığı için istemek daha mantıklıdır çünkü üretim ve ticaretteki başarısı almış başını gitmektedir.

Bütün bunlar yaşanırken ülkemizde neler oldu diye soracak olursanız şöyle özetleyebiliriz:

-95 yılında Ajax modeli için gelen Beenhakker ve şürekası 96 yılının kışını bile göremeden terk-i diyar eylediler, kulüp Ajax modelinden Uzan modeline drastik bir dönüşüm içine girdi.

-Zaman içinde Van Hooijdonk, Kuyt, Sneijder, Hiddink, Riekerink, De Jong, Donk, Drenthe, Musampa, Van Persie ve ismini unuttuğumuz bir çok Hollandalı ülkemize geldi. Kuyt, ki kendisi hiçbir zaman tipik bir Hollandalı gibi değildi, dışında hepsi polemiklerle ülkemizden ayrıldılar. Severek ayrılma hiç yaşanmadı. Seyircinin sevgilisi Hooijdonk bile Daum tarafından tefe konuldu, Sneijder itibarsızlaştırıldı. Bir tek Donk hala oynuyor, o da ilk başladığında polemik konusuydu ve zaruretten ehven-i şer kontenjanından seyircinin sevgilisi oldu.

Hollandalının bakış açısı, demokrasi kültürü ve kendini ifade özgürlüğünü çocuk yaştan iliklerine kadar alması bizim ülkemizle pek örtüşen bir durum değildir. Bu sebepten bizim Ajax modelini kopyalamak gibi bir düşüncemiz hayalden öteye gidemez. Peki ne yapacağız? Ömür boyu uzaktan mı seyredeceğiz?

Bunun cevabı bizim özümüzde yatıyor. Kendi öz sistemimizi oluşturmak bizim düsturumuz olmalıdır. Başarılı olmuş yabancı sistemleri birebir ithal etmeye çalışmak yerine benchmark edip, kendi yerel motiflerimizi eklememiz gerekir. Altınordu’nun yıllardır yaptığını, Trabzon’un 1461 ile projesi ile bugün meyvelerini toplamaya başladığı, GS’nin 2011’de üçüncü Terim döneminde başlattığı 2000 jenerasyonu projesini, Bursaspor’un Güneş’in gelmesi sonrası hızlandırdığı genç oyuncu arzını, FB’nin Aziz Yıldırım döneminde uygulamaya giriştiği tesis hamlesini tek tek incelemek ve bunlardan feyz alınmış bir aksiyon planını hazırlayıp milli politika oluşturmak gerekir.

Biz nüfus olarak Hollanda’nın 7-8 katı büyüklüğünde olduğumuz için tüm sorumluluğu bir kulübe veremeyiz ama birçok kulüpten akademik çalışma beklentisi içinde olabiliriz.

Binlerce yıllık geçmişi olmasına rağmen beynelmilel popüler kültürde “yoğurt” dışında bir icadı bulunmayan bizlerin kendi altyapı sistemini oluşturup, ilk adımda en azından gelişmekte olan ülkelere örnek olarak sunması yapılan işin değerini de artıracaktır.

Aksi halde ithalat yapma çabası ile biz dünyaya değil Ajax modeli ancak yoğurt arz etmeye devam ederiz.

Herkese sıhhat, akıl, spor ve huzur dolu bir hafta diliyorum.

 

 

 

 



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar