AKBABA’NIN ÜÇ GÜNÜ

AKBABA’NIN ÜÇ GÜNÜ


1975 yapımı Sydney Pollack imzalı “Three Days of the Condor (Akbaba’nın Üç Günü) adlı gerilimin konusu öğle yemeğine giden Condor (Akbaba) kod adlı CIA Ajanı’nın ofise döndüğünde tüm mesai arkadaşlarının öldüğünü görmesi, zamanla asıl hedefin kendi olduğunu anlaması ve daha da önemlisi bunu yapanın CIA içindeki CIA yani derin devlet olduğunun ortaya çıkması ile etrafındaki herkesi potansiyel düşman gibi görüp güvenini kaybetmesi ile maceranın farklı bir boyuta taşınmasıdır. Filmin özelliği kaosla geçen 60’lı yıllar ve 70’lerin ilk yarısı sonrası ABD kamuoyunda oluşan “derinlik” algısının bir nevi perdeye yansımasıdır. 

Geçtiğimiz hafta GS Divanı’ndan yaşanan olayları gözümüzün önüne getirdiğimizde Cengiz yönetiminin kulübün başında geçirdikleri 9 ay sonunda “serin” sulardan “derin” sulara doğru kulaç attığını gözlemledik, diyebiliriz.

Olağanüstü Genel Kurul kararı alarak taşınmazlarla ilgili yetki isteyen GS yönetimi, Özbek’in Riva ve Florya hamlesi akabinde elde kalmış en popüler ve reytingli gayri menkul olan Kuruçeşme Adası ile ilgili bir tasarrufu gündeme getirmek için bu kararı alınca Divan Kurulu’nda köşeye sıkıştı.

Daha önce muhtelif defa Bizans GS’nin yanında Beyoğlu Musiki Cemiyeti gibi kalır lafını zikretmiş birisi olarak yönetime karşı eski Başkan Yarsuvat tarafından söylenen sözlerin en hafif tabiri, kendisi öneri dese de, alenen tehdittir, güç gösterisidir. Bu güç gerçek midir yoksa mazi mi olmuştur GS normlarına göre bu bilgi hiçbir zaman bilinemez ama bu durum aba altından sopa göstermekten öte sopayı göze sokmaktır.

Daha önce Yalman, Süren, Polat ve Aysal’a yapılanın bir benzer senaryosu sahneye konmaktadır. Yönetimin almaya çalıştığı yetki kulağa çok doğru gelmese de karşı tarafın sizden memnunuz ama bizi kötü şeyler yapmak zorunda bırakmayın tavrı çok anti-demokratiktir. Üslupta sıkıntı olduğu muhakkaktır.

Aslına bakarsanız Cengiz yönetimi şampiyonluk ve UEFA’dan gelen nispeten hafif cezanın yarattığı olumlu dalganın üzerinde sörfünü uzun ve başarılı yapamadı. Transfer döneminde yaşanan basirete muhtaç politikalar ve aksiyonlar kredilerini erken bitirmelerine neden oldu. Bunun Divan’a yansıması kaçınılmazdı. Daha kurt başkanları bile ortaya alma konusunda doktora seviyesinde olan Divan’daki derin GS bu fırsatı kaçırmadı.

Bir nevi yönetim kendi çağırdı bu çıkmazı zira Akbaba transferi sonrası 2-3 gün yaşanan Lale Devri’nin uzun süreceğini sandılar ama Akbaba’nın yaşattığı 3 mutlu gün yaşandı, bitti ve dördüncü gün Gomis gitti. Daha sonra yaşananlar malumunuz tekrarlamaya gerek yok ama kendini kulübün sahibi olarak gören “derin” ekibin de en az beğenmedikleri taraftarlar kadar olaya müdahil olması kaçınılmazdı ve oldu.

Yönetim bu yetkiyi şampiyonluğun ertesi haftası seçildikten sonra isteseydi bu kadar tepki olur muydu bilinmez ama şu sıralar rüzgarın tersten estiği de aşikar. İşin daha da kötüsü ortada bir paradoks var ve nereye tükürsen sıkıntı olacak.

İnat edilip genel kurul gerçekleşirse derin ekibin ret kararı çıkarması Cengiz yönetimini topal ördeğe dönüştürecektir ve bekası tartışmaya açılacaktır. Yönetimin dediği olur ve genel kurul onaylarsa bu teklifi bu durumda da GS’nin gayri menkullerinin tehlikeye girmesi gündeme gelecektir ve GS patlamaya hazır bir bomba haline dönüşecektir. Belki de Polat’a yapılan muamele Cengiz’e de tekrar edilecektir. Derin GS’nin elinde enstrüman bitmez zira.

Bir nevi Divan’da yaşanan bu sıkıntı malumun ilamı gibi de oldu diyebiliriz. Yalman başkan olmasın diye bir gecede başkan yapılan Yarsuvat’ın temsil ettiği zihniyetin bundan önce yapılan seçimlere ve yönetimlere nasıl darbe vurduklarının itirafıdır aslında Divan’da konuşulanalar. GS’yi sadece Lise’den ibaret kılmaya çalışan mentalitenin geldiği son nokta da diyebiliriz.

Divan Kurulu’nun varlığı iç denetim mekanizmasının varlığı için önemlidir çünkü her yönetimin zaman geçtikçe kolektif körlük sonucu ortaya çıkan hataları olacaktır ve yol gösterenin olması iyidir ama içinde cuntavari derin yapılanmalar besliyorsa, orası artık kazan kaldırmaya hazırlanan ocak gibidir ve orasının ıslah edilmesi en büyük zarurettir. Aksi halde çöküş kaçınılmazdır.

Burada yönetimin de septik bir yaklaşım içinde olması gerekir zira GS’de bugün yanında olan adam, yönetiminden bir üye dahi olsa, başka bir kıramayacağı abisi istediği için senin karşı yönetiminde aday olabilir ve bu durum GS’de çok normal karşılanabilir. Bu sebepten Başkan ve yönetimin karşılıklı güveni çok önemlidir ama GS’nin zararına adım atılmaması hususunda herkesin görüşüne değer verilmesi de mutlak bir gerçektir. Bunu yapamazlar ise “derin” sularda akıntıya kapılır gider, tarihin tozlu yapraklarını süslerler.

Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar