ATLAR, KÖPEKLER, ÇAVUŞESKU VESAİRE…

ATLAR, KÖPEKLER, ÇAVUŞESKU VESAİRE…


3 gün içinde 6 puan aldığımız Andorra ve Moldova maçları akabinde her şeyin güllük gülistanlık, hamasetin de tavan olduğu anlarda Bülent Korkmaz, BeIn Sports yorumculuk günlerinden kalma bir alışkanlıkla basın mensuplarına Milli Takımı yorumlarken ortada bir başarı var ise Lucescu’nun da payı olduğunu vurguluyor ve Rumen teknik adama gereken kredinin verilmesi gerektiğinin altını çiziyordu.
Normal bir ülke şartlarında bu yorumun herhangi bir sıkıntısı yoktur. Çünkü planlı ve programlı bir şekilde işlerini yürüten toplumlarda ortaya çıkan her sonucun geçmişten gelen bir sebebi olduğunun bilinci vardır. Hiçbir şey yoktan var olmaz, bir emeğin ve çabanın sonucudur. Ben yaptım, oldu diye konuşana gülüp geçilir.
 
Pek de normal olmayan ülkemizde ise başarı geldiği zaman onun üzerine konan, sahiplenen çok olur. Olumlu sonuçları kendine yontmayı, ben yaptım da oldu demeyi çok severiz. Es kaza tersi olursa da hemen enkaz edebiyatı yaparız. Edebi toplumuz vesselam!
Nasıl ki Denizli’nin başarısının temelinde Derwall, Terim’in başarısında Piontek, Tırpan’ın kurduğu Milli Takım’ın kökeninde Özarı’nın kurmaya çalıştığı takım, Güneş’in 2002 takımında Terim’in katkısı var ise, şu anda Güneş ile seviye atlamaya çalışan Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın kökenini de Lucescu’nun attığı bazı cesur adımlar, Terim’in yerli oyuncu kuralı gibi faktörler üzerinden değerlendirmek gerekir.
 
 
Brescia Hocası iken Hagi, Mateut ve Raducioiu ile oluşturduğu takım ile İtalya’da hatırı sayılır bir yer edinen ve bir sene sonra Raducioiu’yu AC Milan’a satıp, ikinci senesinde Dünya Kupası sonrası Hagi’yi tekrar İspanya’ya, bu sefer Barcelona’ya gidecek seviyeye getiren Lucescu, daha sonra Inter’deki kısa macerası sonrası tekrar Romanya’ya dönüp yetiştirici antrenörlüğüne devam etti. 
Özellikle BJK sonrası gittiği ve 12 sene geçirdiği Donetsk’te yetiştirip sattığı Brezilyalı oyuncular ile Ukrayna ekibini Doğu Avrupa’nın Porto’su haline getirdi. Kısacası yetiştirme yönü kuvvetli bir Hoca idi.
Terim sonrası dönemde Milli Takım’ın çehresini değiştirmesi için geldiği zaman dönemin TFF Başkanı tarafından da misyonu net olarak belirtilen Lucescu, şahsi kanaatim, Terim’in de cesaret edemediği bu dönüşümü çok da kötü yapmadı. Nasıl ki Derwall ve Piontek’in ilk 2 senesi saha sonuçları olarak başarısız geçtiyse, Lucescu’nun geçiş dönemi de sancılı geçti. 
 
 
Peki biz, yakın tarihimizde böyle 2 geçiş süreci görmüş bir topluluk olarak Lucescu dönemini nasıl yorumladık? Bu sorunun cevabını bulmak bizim bu spora ve hayata bakış açımızı ortaya koyan gerçekler olacaktır.
Ülkenin spor gündemini belirlemeye çalışan ve bahsettiğim dönemlerde henüz doğmamış ergen sosyal medya lobisinin sürekli kelle avcılığı yapması ne kadar doğrudur bunu tartışmak gerekir. Tabi bunun yanında bu gençlere geçmiş doğru anlatabildik mi, ne kadar bilgi sahibi bu insanlar, bunu da incelemek gerekir.
Kabul etmemiz gerekir ki, yeni nesil hızlı tüketiyor, başarıya erken ulaşmak istiyor ve çabuk sıkılıyor. Başarının bir gecede olacağını zannediyor ve sabretmiyor. Baş faktörü insan olan bir oyunda sürekli başarıyı getirecek olan baş faktörün planlama ve sabır olacağını anlamak istemiyor ya da biz onlara tam anlatamıyoruz. İşin daha da dramatik olanı ise, yurtdışındaki çağdaşları nasıl anlıyor ve nispeten daha sabırlı olabiliyor, sorusuna cevap bulamamakta sanırım. Maalesef, işin felsefesini çözümleyemeyen, derinine inemeyen, sadece gördüğünü gerçek zannedip sığ sularda yüzen bir toplum yetişiyor. 
 
 
 
Sıkıntının özünün burada olduğunu düşünüyorum. Biz yeni nesillere analiz yeteneği vermedikçe, sebatı ve hayatın felsefesini sorgulamayı öğretmedikçe senin benim önem verdiğimiz toplumsal değerleri TV izlerken yedikleri çerez gibi harcamaları kuvvetle muhtemeldir.
Konuya dönmek gerekirse, Lucescu, şahsi kanaatim, misyonunu gerçekleştirdi ve doğru zamanda Güneş geldi. Güneş, benim tanıdığım, en kısa sürede takıma kafasındaki oyunu oynatabilen önemli hocalardan bir tanesi ve Lucescu’nun kurduğu iskeleti çok iyi yerlere taşıyacağını düşünüyorum. Fakat ülke olarak Lucescu dönemini iyi yönetemedik. Bu dönem sosyal defolarımızın ortaya çıktığı bir süreç olarak tarihe geçti.
Her transfer döneminde büyük kulüplerimize ilk yazılan hoca olan Lucescu’yu nihayet getirip, sonra 1 sene içinde teneke bağlayıp göndermek ancak bizim ülkemizde olacak bir ironidir. Adam yıllardır gelmemekte haklıymış sanki başına gelecekleri tahmin etmiş gibi…
2000’li yılların başında hayatımıza atlar, köpekler ve Çavuşesku ile giren ve çoğumuzun antipatisini toplayan ama sonra yaşadıklarımız ile Çavuşesku analojisinin doğru çıktığını itiraf etmek durumunda olduğum Lucescu hep üslup sorunu yaşadı. 
Sürekli şikâyet eden bir profil ile söylediği ve icra ettiği doğrular da güme gitti. Aslına bakarsanız çizilen bu profilin hatalarını da yeni nesle ders olarak anlatmak gerekir. Söylediğin şeyin bir anlam kazanması için bir üslubun bir de karşı tarafın kapasitesinin önemi vardır, gerisi detaydır.
Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.

 



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar