CENGİZ = KAÇ KG PATATES?

CENGİZ = KAÇ KG PATATES?


Ekonomide ülkelerin kıyaslamalı alım gücünü hesaplamak için muhtelif yöntemler kullanılır. Bunun sebebi, sen aldığın asgari ücretle belirli bir hayat yaşıyorken aynı esnada Danimarka’daki asgari ücretli hangi seviyede yaşıyor gibi nısbi hesaplamaları yapmaktır. Price Purchase Parity ya da Power Purchasing Parity (PPP) yani Fiyat Satın Alma Paritesi / Satın Alma Gücü olarak da Türkçe’ye çevirebileceğimiz oranlama sistemi bu tür hesaplamaları yapmak için kullanılan genel metottur.
 
Aynı enflasyon hesaplarken kullanılan sepet gibi, satın alma gücü hesaplanırken de bir ürün sepeti belirlenir ve senin elindeki para ile her birinden ne kadar alabildiğin hesaplanır ve kıyaslanır. Genel hatları ile bu şekilde özetlenebilecek bu yöntemin detayları hepimize bir Google uzakta olduğu için asıl konuya girmekte fayda var.
 
2014-2015 sezonu öncesinde Başakşehir adını alan İBB Spor Kulübü, bu satırlardan da övdüğüm birçok olumlu iş yaptı. Hatta geçen yıla kadar onların şampiyon olmasının özellikle dar bütçeli Anadolu takımlarına feyz olmasının muhtemel olabileceğinden bahsettim ve bu umudumu koruduğumu da belirttim. 
 
Aynı hoca ile yıllardır devam edilmesi, takımın belirli bir sistem yörüngesine oturtulması, çok büyük olmayan modern bir stadın yapılması, kulüp tesislerinin ve akademinin belirli bir seviyeye getirilmesi ve Anadolu’dan getirilen genç futbolculara köprü vazifesi görmesi gibi özellikle İngiltere’de görmeye alıştığımız ama Anadolu’da görmemiz gerekirken bir türlü göremediğimiz işleri yapıyor olmaları onların emsal teşkil etmesine yeterli olabilirdi ama bir türlü olmadı.
Bunun en büyük sebebi ise insan faktörü yani takıma bir türlü taraftar bulunamaması oldu. Aslına bakarsanız futbol taraftarlığını, doymuş bir pazar olarak düşünürsek günümüzde yeni kurulan bir takıma taraftar kazandırmak pek de kolay değil zira tüm köşeler eski takımlar tarafından tutulmuş durumdadır.
 
Yapılan birçok olumlu işe rağmen siyaset ile olan grift ilişkiler taraftar toplanamamasında en büyük faktör oldu. Bir türlü yeterli sempatiyi toplayamadılar. Bırakalım İstanbul çevresini, kendi semti olan Başakşehir’den bile yeterli desteği bulduklarını söylemek güç. Geçtim birinci takım olmalarını, mahallemizde şampiyonluğa oynayan takım var, nasıl oynuyorlarmış gidip görelim adı altında merak konseptinde bile destekçi bulamayan bir takım var karşımızda ve gidişat öyle gösteriyor ki bu saatten sonra Başakşehir’in tek tük de olsa ancak seyircisi olabilecek, taraftarı değil.
 
Siyaset ile grift ilişkilerden bahsettik yukarıda ama bu durum dünyada ilk kez rastlanılan bir durum değil, son da olmayacak. Simon Kuper’in “Football Against the Enemy” kitabında örneklerini çok detaylı ve muazzam bir şekilde verdiği gibi Doğu Bloku’nun futbolu nasıl kullandığını biliyoruz. Dikta dönemlerinde Arjantin’de, İspanya’da, Brezilya’da ve birçok ülkede örnekleri gördük, okuduk ama Başakşehir’i insanlardan uzaklaştıran mevzu, bu ilişkilerin yanında, insanların gözünün içine bakarak onları en hafif tabir ile salak yerine koymalarıdır. Kabul ediyorum son yıllarda ülkemizin ortalama zekâsı ile salaklık arasındaki çizgi git gide incelmeye başladı ama bu kadar alenen yapılan muamele nefret uyandırıyor, bu çok net.
 
GS üyeliğinden kerhen de olsa istifa etmek zorunda kalan başkanları, medyanın karşısına çıkıp insanların gözünün içine baka baka, bizim kamu firmalarından sponsorumuz yok, diyebiliyorsa; bir de üzerine son iki yıldır yapılan bütün pahalı transferleri Cengiz Ünder’i sattık onu parasını harcıyoruz gibi sokaktaki adamın bile güleceği bir temele dayandırıyorsa, kimse kusura bakmasın ama sempati toplamak mümkün değildir.
 
Cengiz Ünder’in parası ne kadar kıymetliymiş ki, olay resmen bakkala gidip ver bir Ünder al oradan bir Turan, Clichy, Elia, Robinho, Taşçı ve Demba Ba’ya dönüştü; işin daha da trajik olanı buna bizim inanmamızı beklemeleri, maalesef.
İnsan ister istemez düşünmeden edemiyor, yarın bir gün UEFA bunları FFP için çağırdığında orada savunma olarak Cengiz Ünder’i sattık bunları aldık mı diyecekler diye ama cevabı belli soruları da kendimize sormak bize ne kadar yol gösterir, bilmiyorum.
Bu çerçeveden baktığımızda yarın bir gün Trabzon’un yaptığı harcamaları 1998 yılında Schalke’ye sattığı Hami Mandıralı’ya (!), FB’nin 1999 yılında Real Madrid’e sattığı Baliç ya da 1998’de PSG’ye sattığı Okocha’ya (!), BJK’nin Nihat Kahveci’ye (!), GS’nin Arda Turan’a (!), Bursa’nın Enes Ünal’a (!) refere etmesi kadar doğal bir durum yoktur. Mirasyedilik bulaşıcı der geçeriz, nasıl olsa kamuoyu ne desen inanıyor ya da (mış) gibi yapıyor.
 
İşin siyasi boyutu daha da ilginç ve tam bir macera filmi gibi ilerliyor. Geriye dönüp baktığımızda Aziz Yıldırım’ın naklen yayın ihalesi akabinde dönemin Kulüpler Birliği Başkan Gümüşdağ’ı Katarlıların çıkarına düşük kurdan sabitleme yapmak ile suçlaması aklımıza geliyor. Bu suçlamaya karşı tarafın verebildiği tek elle tutulabilir cevap Katarlıların aksi halde ihaleye girmekten çekilmekle tehdit etmesi olmuştu ama bu ne kadar inandırıcı, tartışılır. Bugünkü kurları görünce kulüplerin ettiği zararlar ortada ama kimsenin sesi çıkamıyor, kur aşağı düşseydi Katarlılar çıkarıp farkı verecek miydi kimse de soramıyor çünkü Başakşehir’in kurucusu belli(!), başkanının ilişkileri belli (!)
 
Geçmişten gelen bu bilgi üzerine bir de daha önce yine burada yazdığım gibi 2019 yılı geldi çattı, yerel seçimler kapıya dayandı ve Başakşehir’in Katarlılara satılacağı, satılma arifesinde cilalanıp parlatılacağı ve bunun için Katarlıların kankası Ankara’nın tam desteğini aldığı iddiaları zirve yapmış durumda. Bu dedikodular gölgesinde şampiyonluk için biçilmiş bir kaftan finale doğru ilerliyorlar. Sonu nasıl bitecek göreceğiz ama ortada bir proje olduğu ve bir yerlere varılmak istendiği çok aşikâr gibi gözüküyor.
Ekonomide anlatılan PPP hesaplamasında patates önemli bir yer tutar. Eline geçen para ile kaç kilogram patates aldığın kıyaslama yapmak için kullanılır. Kim daha çok patates alıp yiyebiliyorsa onların refahı daha fazla kabul edilir. Belli ki bizim ülkemizde en çok patatesi Cengiz Ünder’in parası alabiliyor. Diğer takımlar sattıkları oyuncular ile ancak kuru ekmek alabilirken, Cengiz’in paritesi ile Başakşehir kendine patates ziyafeti çekebiliyor. İstanbul’un bir tarafında köklü kulüpler FFP derdine Nyon-Ankara hattını ağlama duvarına çevirmişken, İstanbul’un bir tarafından PPP tavan yapmış durumda, 1 adam verip 3 dünya yıldızı alabiliyorsun.
 
Patates demişken aklıma geldi.  Eğer bir taraf bu kadar patates alıp diğerlerine bırakmaz ise 19.yy’da İrlanda’da meydana gelen Büyük Patates Kıtlığı Felaketi gibi açlıktan ölümler ve intiharlar başlar ve olan Türk futboluna olur, o zaman seni Katar sermayesi de kurtaramaz. Anlayana…
 
Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum…
 


geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar