HAFTANIN FİLMİ : THE POST

HAFTANIN FİLMİ : THE POST


Victor Hugo’nun "Sefiller" adlı romanı birazda değer çatışmasına yaptığı vurgu ile bugün halen bir klasik sayılır. Benzer şekilde “The Post” adlı filmde insanlığın varoluşla sahip olduğu bu değerleri bize bir kez daha hatırlatmaya çalışmıştı. İnsan için can güvenliği kadar önemli olan özgürlüğün medya dünyasındaki rolüne vurgu yapan iki daldaoskara aday olan filmde baş rollerde Tom Hanks ve Meryl Streep gibi iki önemli usta oyuncu vardı. Ünlü yönetmen Steven Spielberg'ün elinden çıktığı her halinden belli olan öyküde doğruluk, dürüstlük ve sadakat gibi prensiplerin ekonomik çıkarların önüne geçtigini görmek beni fazlasıyla mutlu etmişti. Sevin, sevmeyin, ABD'yi diğer ülkelerden ayıran en önemli farkı hatalarını belli süre sonra hiç çekinmeden ortaya koymasıdır. Keşke bu işler o kadar dahi uzamayıp, oyla eleme dışında hükümetin yaptığı ciddi hatalara yargı tarafından kriterler eşliğinde biraz daha aktif müdahil olunsaydı. Filmin en hoşuma giden sahnesinde Tom Hanks'in yakın çevresine verdiği davette küçük kızının eve gelen misafirlere limonata satışı yaptığı andı. Hatırlarım ufakken bizde yazlıkta annemin evde yaptığı kekleri benzer şekilde heyecanla komşulara satmaya çalısırdık. Filmde ilginç olan siyasetten iş dünyasına, basından bürokrasiye üst düzey tüm ilişkilerde iyilerden çok kötülerin dayanışmaya ihtiyaç duymasıydı. Belki de o yüzden kötüler normal hayatta yönetime daha çok talipken, iyiler içinse hür kalabilmek çok daha yeterli olmaktaydı. Maalesef toplumda kötülerin sayısı iyilerden bir hayli fazlaydı, çünkü iyi ve nitelikli olmak ciddi bedel gerektirirken, kötü bunlarla hiç uğraşmayıp, bir an evvel makam ve servet sahibi olma peşindeydi. Zaten etrafa da bakınca, her şey apaçık ortadaydı: Çok akıllı olanın bir şekilde parası olmaktaydı ama her parası olan da illa akıllı değildi. NOT :8



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar