HENÜZ DEĞİL!

HENÜZ DEĞİL!


Manchester Bilim Müzesi’ne gittiğinizde sizi 1GBP karşılığında bir trene bindirirler. Bu yolculuk gidiş-dönüş en fazla 2 dakika falan sürer. Bu tren dünyanın ilk şehirler arası tren yolu olan Manchester-Liverpool hattında çalışan lokomotiftir ve ziyaretçileri 1830 yılına götürerek İngiliz İmparatorluğu’nun Buhar Devrimi esnasındaki ihtişamını gözler önüne sermeyi amaçlar. 

Amaç, üzerinde güneşin batmadığı yıllarda imparatorluğun nasıl da çalışarak, üreterek ve icat ederek ayakta kaldığını ve bu şekilde güneşin gökyüzünde kalma süresini ne kadar fazla uzatabildiğini göstermektir. Avrupa’daki diğer ülkeler özgürlüklerini kazanma, sınırlarını çizme ve yönetim şekillerini oluşturmaya çalışırken İngilizler, sömürgelerinden gelen maddi kaynak ile de devrimci hareketi başlatmış ve sanayiye hükmeder hale gelmişlerdi. Çalışıyorlar, üretiyorlar ve düşünüyorlardı.

19.yy’ın bu devrimci ruhu 20.yy’da yaşanan büyük savaşlar akabinde eksen değiştirip özellikle 1945 sonrası dönemde güç dengeleri okyanusun diğer yakasına kayınca ve sömürgeler elden gidince İngilizler mal üretmekten çok hizmete ve tüketmeye odaklı bir topluluğa dönüştüler. Bizim ilk Anglo-Saksonlar’a atfettiğimiz “tüketim toplumu” yaftasını hak eder bir ekonomik çarkın içine girdiler ve ülke ekonomisini tüketimi teşvik ederek idare etmeye yöneldiler.

Pop kültürün de yükselişe geçmesi ile hızlı tüketim ABD üzerinden İngilizler ile Avrupa’ya girişini yaptı. Hızlı tüketime endeksli anlayışın sporu etkilemesi doğal olarak kaçınılmazdı. ABD spor kültürü sporcuları bir pop yıldızına döndürmekten, fiziksel olarak zirvedeki atletleri ikonize etmekten imtina etmezken, onlara, miyadı dolduğunda raftan indirilecek mal muamelesi yapmayı tercih etti.

Bunun sebeplerinin başında ABD spor kültürünün eğlenceyi temel almasıdır. İnsanlara spor yapmayı ve izlerken eğlenip deşarj olmayı taahhüt eder ve bunu yaparken pazarlama mantığı ve ürün yaşam eğrisini baz alır. Reytingi düşen, yüzü eskiyen, merchandise sattırma eğrisi durağanlaşan ya da düşüşe geçen figürler yenisi ile değiştirilir.

Olayın sportif yanına baktığınızda da 0-0 biten bir futbol maçının bazen 4-3 biten maçtan bile çok hikaye barındırabileceğini ABD’de anlatamazsınız. Halbuki özellikle futbol sadece sahada oynanmaz. Bir felsefeye dayanır, rekabetler, hatta sosyal husumetler üzerine de inşa edilmiş bir yönü vardır. Zaten spor dünyasındaki rekabetlere baktığınızda genelde Avrupa çıkışlı ve felsefik olduğunu görürüz.

Globalleşen dünyada etkileşimsiz bir hayat pek mümkün değildir ama işin kontrolden çıkması eldeki değerlerin kaybına yol açacaktır. 

Son Dünya Kupası’ndaki izlenimim özellikle yeni gelen nesil tarafından futbolun tüketime kurban edilmesinin de an meselesi olduğudur. Amerikan yaklaşımının Premier Lig üzerinden Avrupa'ya giriş yapması ve rekabetin yabancı sermayeyi muhtelif ülkelere sokmasıyla gelinen nokta pek de iç açıcı değildir, maalesef. 

Astronomik meblağlar ile oradan buraya uçuşan sporcuların attığı imzalar kurumadan başka takıma gitmesi ne kadar sağlıklıdır? Asıl sorulması gereken soru herhangi bir aidiyet, sadakat oluşturmadan; kendinle özdeşleşmiş hikayen yokken nasıl büyük yıldız statüsüne ulaşılacağıdır. Buna ek olarak yıldız statütüsüne eriştiğini farz etsek bile ileride tarihin bu statüyü nasıl yazacağıdır.

Futbol dünyasının son dönemlerine damga vurmuş; futbolseverler ve futbolseveceklere sunacak gerçek hikayeleri olan özellikle Messi ve CR7 gibi yıldızların bu Dünya Kupası’ndan erken ayrılması akabinde bu adamların başarızlığından mutlu olan ne kadar çok insan olduğuna özellikle sosyal medyada tanıklık ettik.  Kral öldü, yaşasın yeni kral tadında yaklaşımlar çerçevesinde yeni kral olarak lanse edilen yıldız adaylarının henüz şehzade seviyesinde olup Manisa ve Amasya zorunlu hizmetlerini bile tamamlamamış kalibrede sporcular olduğunu görünce insan gerçekten üzülüyor.

Messi, Ronaldo, Iniesta bitti yeni yıldızlar pompalamalıyız ki sahne boş kalmasın mantığı ile nereye varılır kaygılıyım. Henüz emekleme aşamasındaki adamlar ya da yıllardır bal yapmayan, yapsa da bunu genele yayamayan adamları tahta aday göstermek tüketim toplumunun hayatımıza soktuğu kötü bir alışkanlıktır. Yaklaşık olarak son 13-14 yılımıza damga vurmuş yıldızlara pazarlama mantığı ile yaklaşıp, ürün yaşam eğrisi hesabı yapmak ne kadar bu işin özüne uygundur? Tartışılır demek isterdim ama bence tartışılmamalıdır bile.. Zaten CR7 de yaptığı son transferde yarattığı ekonomik pazar ile mihrabın hala yerinde olduğunu, henüz o günün gelmediğini mezar kazıcılara çok iyi hatırlattı, kanaatimce.

Dünya futbolunun gerçek yıldız konusunda bu kadar kısır olduğu dönemde olaylara Z kuşağı mantığı ile yaklaşmak sporun geleceği açısından tehlikelidir. ABD tüketim kültürünü Avrupa futboluna soktuğunu iddia ettiğimiz İngilizler bile yıllar sonra kendi emekleri ve tırnakları ile  üretilmiş kadronun keyfini Dünya Kupası’nda çıkardılar. Yıllardır ikonik kadrolar ile geldikleri turnuvalarda avuçlarını yalayan İngilizler, alttan ürettikleri ile tünelin sonundaki ışığı gördüler. Belki buhar devrimi kadar önemli bir icat değil ama yine de treni aydınlığa ancak bu şekilde doğru sürebileceklerinin farkına vardılar. Dünya kulüp futboluna yöne veren İngilizler’in de kıt kaynaklar çerçevesinde tüketimin birgün sona erip üretime dönüleceğinin farkına varmaları yakındır. 

Bu iki adam başta olmak üzere birçok yıldızı zaten yıllardır baş tacı ediyoruz diyenler de çıkacaktır ama unutulmaması gereken sahneden inişlerinin de geçmişleri kadar görkemli olması gerektiğidir. Bu sebepten İngilizler’in fabrika ayarlarına dönmesi, yani onların da üretimi tercih etmesi eldeki yıldızların değerini daha iyi bilmemize yardım edecektir. 

Daha sonraları İngiltere futbol tarihinin de en önemli aktörleri olacak iki şehir olan Liverpool ve Manchester hattında başlayan üretim devriminin ihya olması kaçınılmazdır. Özellikle bu şehir kulüplerinin son yıllarda artırdıkları tüketimi tekrar üretime çevirerek 60’lara,70’lere ve 80’lere vurdukları damgayı tekrar etmeleri futbolun orta ve uzun vadede önündeki en önemli meydan okumalardan biridir.

Herkese sıhhat, spor, akıl ve huzur dolu bir hafta diliyorum.



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar