KEPAZE OLMAK

KEPAZE OLMAK


Francis Ford Coppola tarafından 1972 yılında sinemaya uyarlanan Mario Puzo’nun ölümsüz eseri “The Godfather” filminde Vito Corleone, Genco adlı zeytinyağı ticareti yaptığı dükkanında, filmde “The Turk” diye de adlandırılan Solozzo ile yaptığı toplantıda tüm izleyenlere bir hayat dersi verir. Kendisinin elindeki gücü uyuşturucu ticaretinde kullanmayı teklif eden Solozzo’ya bu işin neden olmayacağını anlatırken lafa karışan ve aslında narkotik işine girme yanlısı olan büyük oğlu Sonny Corleone’yi susturur ve Solozzo’dan özür diler. Kurduğu cümle ibretliktir. Corleone şöyle der:

“Çocuklarıma karşı duygusal zaafım var ve gördüğün gibi onları şımartmışım çünkü dinlemeleri gereken yerde konuşuyorlar; bunun için senden özür dilerim”

Toplantı bittikten sonra da Sonny’i yanına çağırır ve ona şunu söyler:

“Asla başkalarının yanında aile işleri ile ilgili ne düşündüğünü söyleme Sonny”

Serinin ikinci filminde abisi Fredo’nun, patronu tarafından dövülmesi üzerine, onun çalıştığı otele, Las Vegas’a giden Corleone Ailesi’nin başındaki Michael, kendisine karşı patronu Mo Greene’i savunan abisi Fredo’ya şunu söyler:

“Fredo, sen benim ağabeyimsin, seni severim ama bir daha asla ailenin karşısındaki insanlarla aynı safta olma”

Oscar ödüllerinin verildiği akşam, ödülün verilmesine saatler kala City-Chelsea Lig Kupası Finali’ni izlerken, zamanında Oscarları toplamakla kalmamış, üstüne bir de kült olmuş bu serinin sahneleri gözümün önünden geçti.

Maçın son dakikası oynanırken Wembley Stadı belki de tarihinde ilk kez gördüğü ve görebileceği bir krize sahne oluyordu. Chelsea’nin 24 yaşındaki ve dünyanın en pahalı kalecisi unvanını taşıyan, gösterdiği tavırlara bunun etkisi olduğunu düşündüğüm, genç oyuncusu Kepa, hocası Sarri istediği halde, sakatlanmış olmasına rağmen, oyundan çıkmamakta direniyordu. Hocası Sarri de bu duruma kızıyor ve saha kenarında pek de alışık olmadığımız tepkiler gösteriyordu. Yardımcı hoca Zola duruma müdahale etmeye ve yatıştırmaya çalıştıysa da iş inada biniyor, Sarri küsüp soyunma odasına gitmeye çalışırken yoldan döndürülüyor ve neredeyse 3 dakika tüm dünya Sarri’nin oğlu yaşındaki adamla kavgasını seyrediyordu.

Sonuçta Kepa çıkmadı, oyuna girmeye hazırlanan veteran yedek Caballero duruma bozularak arkasını döndü gitti; maç penaltılara kaldı, Kepa bir penaltı kurtarmasına rağmen kupayı City kazandı. Hafta içinde toplanan Chelsea yönetimi Kepa’ya bir haftalık maaş bedeli ceza verdi ve Tottenham ile oynanan maçta Kepa, Sarri’nin yanında kulübede oturdu. Maç sonrasında Sarri basına verdiği demeçte, Kepa’nın genç bir oyuncu olduğunu belirtip, kendisini, bir hata yaptı diye öldürecek hallerinin olmadığını ve yine birinci kalecinin kendisi olduğunu, belirtiyordu.

Kâğıt üzerinde her şey bitiyor muydu?

Haftalardır otoritesi sorgulanan, kulüp yönetimi tarafından gönderileceği iddia edilen Sarri aslına bakarsın oyuncusu tarafından bu tip bir muameleyi pek hak edecek bir hoca değil ama bunu daha iyi yorumlayabilmek için Maurizio Sarri kimdir aslında öncesinde ona bakmak gerekir.

60 yaşında Napoli doğumlu bir bankacı olan Sarri, Firenze’de Montepaschi di Siena’da bankacı olarak çalışırken bir futbol aşığı olarak part time hocalık da yapıyor ve her gün kilometrelerce yol gidip sekizinci lig takımı USD Stia takımını çalıştırıyordu (1990-91 sezonu).

Mesai arkadaşları ve o günlerde çalıştırdığı oyuncular onun içindeki futbol sevgisini hala sitayişle anlatıyorlar. O zaman çalıştırdığı alt lig takımlarındaki oyuncuların ortak kanısı Sarri’nin, kendilerini önemli hissettiren, motivasyonu kuvvetli ve cesaretlendirici bir hoca olduğu yönünde oluyor.

90’lı yılların başında döneminin 20 sene ötesinde antrenman ve motivasyon tekniklerini uygulayan Sarri’nin ana düsturu her zaman eğlenmek ve oynanan oyundan zevk almak oluyordu. Aksi halde orada 90 dakika ve tüm hafta için antrenmanlarda zaman harcamanın hiçbir amacı yoktu. Bu oyun ile ilgili oyuncularına en alt ligden beri anlatmaya çalıştığı temel öğreti şuydu, hiçbir zaman düşmeyen değil, düştüğünde geri kalkmasını bilen kişi büyüktür, en büyük hezimetlerden sonra bile kalkabilmek büyüklüktür, diyordu.

Serie C2’ye geldiğinde Sarri’nin maksimum performans almak için uyguladığı fiziksel ve psikolojik testler ona uzaylı muamelesi yapılmasına neden oluyordu ama Empoli’yi Serie B’nin alt sıralarından alıp Serie A’ya çıkarması onun kariyerinin zirve yaptığı an oldu. Artık doğduğu şehre, yani Napoli’ye gidiyordu. Pep Guardiola’nın geçen sene dünyadaki en iyi futbolu onlar oynuyor diye onore ettiği Sarri’nin Napoli’si kısa sürede birkaç seviye atlayarak başka bir boyuta ulaşıyordu.

Sarri gerçekten uzaylı mı diye soracak olursanız, maçın oynandığı topu asla ellemeyen, taca çıksa bile dokunmamak adına topu vermeyen, maça giderken hep aynı virajdan geçerken sigara yakan, 17 numarayı uğursuz bulduğu için otelde bile o numaralı odada kalmayan, günlük hayatımızda çok sık rastladığımız, egosu yerlerde sıradan (ordinary) bir adamdan bahsediyoruz aslına bakarsanız. Bu seviyedeki hocalar açısından egosunun ne kadar az olduğunu anlatmaya yarayacak en güzel sözünü 2018 yılının Aralık ayında oynanacak olan City maçı öncesi Pep’in takımını nasıl alt edeceğini soran gazeteciye verdiği cevap ortaya koyuyor kanaatimce:

“I dont know how to beat Pep because I have never done it, I lost every match. You have to ask it to someone else.”

(Pep’i nasıl yenebileceğimi bilmiyorum çünkü daha önce bunu hiç yapmadım, ona karşı tüm maçları kaybettim. Bu soruyu başkasına sormalısınız)

Sarri, bugün Napoli’de Maradona ile aynı kefeye konuyor ve ikinci Maradona olarak görülüyor çünkü doğduğu kent Napoli’yi şehir olarak ve kulüp olarak her ortamda korumuş; onlar için mücadele etmiş bir figür olarak kabul ediliyor. Firenze’nin banliyösü Fallese’den futbol dünyasına adım atan ve şu anda Londra’nın elitlerini yöneten, sıradan bir hayatı olan eski banka memuru Sarri’nin hayatına bir Sindirella tanımlaması yapanların sayısı da hiç de az değil aslına bakarsanız.

Kısa bir Sarri betimlemesinden sonra maçın olduğu geceye dönersek, 24 yaşındaki bir Basklı ile 60 yaşındaki bir Napolitan’ın yani iki Akdenizli’nin dünyanın gözü önündeki tartışmasının aile içerisinde kalması gerekirken dışarıya sızmasının nerelere varacağını elbette zaman gösterecektir ama testi bir kere kırılmış mıdır sorusuna yanıt aramak da gerekecektir.

Rus sermayesi ile hayatımıza giren ve yıllardır Premier Lig ve CL’nin tepesini hedefleyen Chelsea artık bir çıkmaz sokağa girmiş bulunmaktadır. Kulübü yöneten akıl değişime ayak uyduramamakta ve yıkandığı suyla tekrar tekrar yıkanmayı doğru görmektedir. PL kültürüne aykırı olarak sürekli hoca sirkülasyonu olmakta ve şampiyon yapan hocalar bile 2 mağlubiyet sonrası sorgulanmaktadır. Özellikle Conte’nin başına gelenler artık Chelsea’nin doğru yönetilemediğinin bir kanıtıydı aslında ama Sarri döneminde bu durum daha da aleni olmaya başladı. Olağan üstü performans gösteren ve buldozer edasına bürünmüş geçen yıl ki City’nin karşısında kim olursa olsun, adı son şampiyon bile olsa, dağılacakken Conte’yi başarısız diye kovmak nasıl bir yanlış ise yerine gelen Sarri ile uğraşmak da bir o kadar yanlıştır.

Kepa olayı aslında oyuncuların bilinç altına, haftalardır, medya aracılığı ile verilen mesajın bir yansımasıdır. Sarri gibi devrimci hocanın itibarsızlaştırıldığı bir ortamda gencecik bir oyuncunun kendinde bu tepkiye verme hakkını görmesi tamamen yönetim basiretsizliğidir. Yönetim tam anlamıyla arkasında duramaz ise, medyayı Zidane gelecek haberleri doldurursa, Sarri’nin otoritesinin sarsılmaya başlaması çok doğaldır. Oyuncular şu anda Sarri’ye, nasıl olsa gidecek diye baktıkları için artık onu kaile almayacaklardır. Bu da insan doğası ile açıklanabilecek bir durumdur ama yanlıştır.

City, Liverpool, Tottenham gibi takımlar bir sistem içerisinde ligi domine etmişken Chelsea’nin elindeki Sarri önemli bir avantajdır. Hazır iki dönem transfer yasağı da gelmişken, içe dönüp sistem oluşturmak için ellerinde önemli bir fırsat var aslında, aksi halde güç dengesi başkentten kuzeye doğru geri kayacak, bu çok aşikâr.

Corleone gibi bir güney İtalyalı olan Sarri eğer Londra’da kalacak ise de önündeki en büyük meydan okuma ise yazının başında belirttiğimiz şımartılmış gençler olacaktır. Belki de Sarri’nin eğlen ve zevk al felsefesi doğrultusunda şımarıklıkları artan, dinlemesi gereken yerde konuşan, aile meselelerini ulu orta, herkesin gözünün önünde tartışan ve bundan nemalanması muhtemel (Chelsea kulüp yönetimi ve basın başta olmak üzere) tarafların eline koz veren mentalitenin tımar edilmesi ve kafasının bu oyundan zevk alacak hale getirilmesi gerekir. Genç adam hata yapar ve yapmaya da devam edecektir ama genç dediğin adamın kafasında tilki gezmez, gezmemelidir de…

Aksi halde, bugün nasıl geçirdim hocaya diye omuzlarını dikerek gezersin ama yarın kim “kepa”ze olur kimse bilemez…

Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar