ÖZRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK MÜ GERÇEKTEN?

ÖZRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK MÜ GERÇEKTEN?


Martin Scorsese, uzun yıllar türlü filmler çekip gişe rekorları kırmasına ve sinema tarihine geçmiş eserler vermesine rağmen ancak 2006 yılında yaptığı The Departed filmi ile Oscar Ödülü’nü alabildi. Filmi kısaca özetlemek gerekirse polis ve mafyanın birbirlerinin içine yerleştirdiği “rat” diye tabir edilen köstebeklerin fark edilmesi ve iki taraftaki köstebeğin birbirilerini bulmaya ve kendi taraflarına önce bildirme mücadelesi diyebiliriz. 
Neden diğer filmleri kazanamadı da bu yapım kazandı diyecek olursak çeşitli sebepler bulabiliriz, zaten herkesin de kendi açıklaması olacağından benim buna ahkam kesmem mümkün olamaz. Fakat ezelden beridir casusluk, komplo teorileri, içimizdeki İrlandalılar, başarımızı çekemeyenler vs gibi mevzular prim yapmıştır. İyi oyunculuk ile birleşip doğru zamanda doğru yerde olunca zincirin tüm halkaları da tamamlanıyor ve ödül geliyor.
 
Geçtiğimiz hafta içinde Ali Dürüst’ün istifayı geri çektikten sonra söylediği, özrü kabahatinden büyük diye de tabir edebileceğimiz, cümlelere bakmak bana bu filmden esanslar hatırlattı desem yeridir.
 
“Tekrar değerlendirme yapıp görevime devam etme kararı aldım. Türk futbolu ve Galatasaray'a daha iyi hizmet edebileceğime inandığım için böyle bir karar aldım. Olayları serinkanlı biçimde değerlendirip bu kararımı gözden geçirince duygusal bir karar verdiğimin farkına vardım. Benim TFF Başkanı Yıldırım Demirören ve TFF'ye güvenim tamdır. Türk futboluna yeni katkılar yaparak Galatasaray'ı en iyi şekilde temsil etmeye devam edeceğim.” dedi Ali Dürüst, istifadan vaz geçtiğini ilan ederken…
 
Şimdi bu açıklamaya baktığınızda aklınıza ilk gelen düşünce, TFF içine yerleştirilmiş GS’nin adamı ya da uzantısı olarak Ali Dürüst’ün olduğu gerçeğidir. Rozetsiz icraat yapmanın güncel bir betimleme olduğu şu günlerde, tarafsız olunması gereken bir organizasyonda alenen çalıştığı kurum yerine menşeine hizmet edeceğini açıklamanın adalet duygusu ile tamamen çeliştiği aşikardır. Şimdi diyebilirsiniz ki, TFF Yönetim Kurulu’na baktığında gözüne çarpan tek kişi Ali Dürüst mü? Orada Servet Yardımcı, Nihat Özdemir, Cengiz Zülfikaroğlu, Mete Düren, Hüsnü Güreli, Ahmet Gökçek ve hatta Demirören bile var ama bu şahısların hiçbiri basına çıkıp menşei olan camiaya hizmet etmek için burada kalacağım diye kendini afişe etmiyor.  
 
Dilerseniz diğerlerinin yaptığına saman altından su yürütmek deyip, Ali Dürüst’ün yaptığı açıklamaya soyadı ile müsemma muamelesi yapabilirsiniz ama unutulmamalıdır ki, birçok hukuk sisteminde niyet aksiyona dökülmedikçe suç değildir, dile getirir, aksiyona dökerseniz aynı niyetinizi suça dönüştürmüş olursunuz. Bu durumda Ali Dürüst açıklama yaparak aslında bir itirafta bulunmuştur. GS’nin içerideki adamı benim demiştir.
 
Bu durumda Emre Akbaba transferi için söylenenler ya da Terim’in ayrılış sürecine atfedilen suçlamaların hepsinin altında bir gerçeklik olabileceği kuşkusu hepimizin içine düşmektedir.
 
Konya maçı akabinde ettiği istifasını duygusal bir karar olarak tanımlayan Dürüst’ün geri dönmesinin iki nedeni olabilir, kanaatimce ya istifa ettirmediler ya da pazarlık ile istediğini aldı. Bu seçeneklerden hangisi olduysa cidden Türk futbolu için yazık oluyor demekten öteye gidemeyiz. İstifanın akabinde hemen iki hakemin süresiz askıya alınması Dürüst’ün istifadan dönmesinde ikinci seçeneği daha geçerliymiş gibi gösteriyor ama hiçbir şey göründüğü gibi de olamayabiliyor.
Yaklaşan TFF seçimleri öncesinde herkes safları sıklaştırmaya çalışıyor, o kesin. GS’nin TFF’ye savaş açması üzerine, adı yıllarca GS Başkanlığı için konuşulmuş ve şehir efsanesi haline gelmiş, neredeyse yönetime girdiği her sene takımı şampiyon yapan bir yöneticinin GS’ye yapılan “adaletsizlikler” yüzünden istifa edip sonra GS’nin âli değerleri için geri dönmesinin mutlaka bir mantıklı açıklaması olmalıdır.
 
Hiç kimse kendi kredisini camianın gözünden sıfıra indirecek bir hamleyi boş boşuna yapmaz, bunun sonuçlarını bekleyip göreceğiz. Zaten bu bekleyiş de pek uzun sürmeyecek zira sezon sonunda TFF seçimleri olacak ve biz de neyin ne olduğunu geriye dönerek daha rahat analiz edebileceğiz.
 
Dürüst’ün bahsettiği GS’ye hizmet ne olacak, mayıs ayında daha somut verilerle görülebilecek. Ali Dürüst’ü istifadan vazgeçiren TFF’nin GS camiası kendisini düşürmesin ve kongrede desteklesin diye Dürüst ile pazarlık yapıp yapmadığını da seçim sürecinde daha iyi anlayabileceğiz. Belediye seçimleri arifesinde ve akabinde yükseklerden gelecek bir Gümüşdağ hamlesine karşı GS camiasını Dürüst ile elinde tutmak isteyecekler zira şu anda alenen TFF’ye savaş açan tek camia GS, diğer kulüpler henüz bu kadar yüksek tonda bir görüş bildirmiş değiller. GS camiasında Dürüst’e karşı tepki olsa da Türkiye’de hayat skora endeksli olduğu için, Dürüst’ün, yaptıysa eğer “pazarlıkları” olumlu sonuçlar verirse, bugün söylenen tüm olumsuzluklar ikinci bir kaosa kadar paspasın altına süpürülecektir.
 
Açıkçası oluşturulmaya çalışılan Başakşehir nefretinin de sebebini ben TFF seçimlerine bağlıyorum. Hakemlerin sürekli onların lehine çaldığı konusu birçok kişinin hemfikir olduğu bir gerçek olsa da Başakşehir hayatımıza yeni gelen bir takım değil ve yıllardır aynı mentalite ve ilişkiler ile oynuyorlar. Yani nefret etmek ve ettirilmek için herhangi yeni bir gelişme söz konusu değildir, yaklaşan TFF seçimleri hariç!
 
Kuşkusuz sonu ne olursa olsun bütün bunların GS’ye zarar verdiği muhakkaktır. Çok kritik bir CL maçı öncesi takımın hocası, bir önceki maçtan önce yapıp hala ders almadığı gibi, maçı bırakıp TFF’yi istifa davet ediyor. Konsantrasyon diye gelen 21.şampiyonluğa nazire yaparcasına bu sene konsantre olamama konusunda uzmanlaşıyor maalesef. Zaten 10 maç ceza alınan bir ortamda sinekten bile yağ çıkarmak lazımken koskoca camia hala 02 Kasım’ın post-mortem mevzularına takılıp kalıyor ve tüm paydaşları da bu girdaba çekiyor. 
 
Önüne bakması gerekirken, el freni çekili bir şekilde patinaj yapıyor GS camiası ve özellikle yönetimi.
Olayların dışına çıkıp baktığınızda kulübün de kötü yönetilmeye başladığını, özellikle kriz döneminin başarı ile atlatılamadığını görüyorsunuz. Hem yazın yaşanan FFP’ye bağlı transfer krizi hem yakın zamandaki FFP revizyonu krizi hem de Kasım ayında yaşananlar ortada bir zafiyet olduğunu düşündürüyor. Hatta bazı hatalar (futbol dışı branşlar da dahil) o kadar alenen yapılıyor ki, insan kasıtlı olabileceğini düşünür hale geliyor.
 
Yönetim konuşması gereken yerde susup, susması gereken yerde konuşmaya çalışıyor. Bazen o kadar çok konuşuyor ki, söylediklerinin bir ağırlığı kalmıyor. GS kültürünün haiz olmadığı yeni davranışları görmek bu adamların içine de dışarıdan birileri sızmış ve sabote ediyor algısı yaratıyor insanın dimağında. Merhum Canaydın’ın BJK derbisi sonrası Ali Aydın’a 24 saat içinde yaptırdıklarına bakınca şu andaki yönetimin ne kadar çok o kadar boş laf yolunda ilerlediğini görmekteyiz. 
 
Belki de Ali Dürüst yaptığı bu hamleler ile çok basiretli olmayan GS yönetimine mesaj veriyor da diyebiliriz. Yukarıda bahsettiğim, TFF’deki diğer kulüp menşeili yöneticilerin karşısında yalnız kalıyorum bana destek olun demek istiyor da olabilir ama olası bir GS seçimde başkan adaylığına rakip görüldüğü için yönetim tarafından bilerek itibarsızlaştırma çabasına da özne edilmiş olabilir. Bunların ne kadarı doğru hepsini yaşayıp göreceğiz.
 
Sözün özü, TFF’nin içindeki ‘köstebek’ bulundu (!), sıra geldi GS yönetiminin içindekini (!) bulmaya, eğer bulunup temizlenemezse açılan köstebek deliklerinden içeri sızan su koskoca kulübü batıracak. Herkese sıhhat, akıl, huzur ve sor dolu bir hafta diliyorum.


geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar