Saat Dört Yoksun

Saat Dört Yoksun


Nazım Hikmet'in 1940 yılında Çankırı Cezaevi'nden Mektuplar'da kaleme aldığı Saat Dört Yoksun şiirinin kanaatimce en vurucu kısmı şu mısralardır:

  "En güzel günlerimiz

  henüz yaşamadıklarımız;

  ve sana söylemek istediğim

  en güzel söz 

  henüz söylememiş olduğum   sözdür..."

Taraftarlık aslında bu mısraların gerçek hayatta vücut bulmuş şeklidir. Taraftar desteklediği takımın kendine kurdurduğu hayallerin peşinden koşar, her türlü eziyete rağmen hala her haftasonu resetlenmiş tutkularla takımının ardına takılıyorsa yaşanmamışı yaşamak, söylenmemişi duyma isteği ağır bastığı içindir. Aslına bakarsanız genel olarak insanın doğasında vardır bu his ama taraftarlar bunu bir başka yaşar. CL Kupası ya da Dünya Kupası'nı kazanan kaptan kupayı havaya kaldırdığında eğer senin kaptanınsa dünyalar senindir ama değilse bir hüzün kaplar içini, alkışlarsın ekran başında ya da statta ama o gün senin için en güzel gün değildir çünkü aşık olduğun takım sana hala en güzel sözünü söylememiştir, günü yaşatmamıştır.

Nick Hornby'nin de dediği gibi taraftarlık sonuç ne olursa olsun hep bir hayal kırıklığı ve daha iyisini isteme durumudur, yazının başında da belirtildiği gibi yaşanmamışı yaşama, söylenmemişi duyma özlemidir.

GS taraftarının Sneijder'in gönderilmesine karşı takındığı tavır aslında bundan ibarettir. 

1996-2001 yılları arasında Hagi ile kısmen yaklaştığı duygulara tekrar kendini götürmeye en yakın aday olan Sneijder'i kaybetmenin hayal kırıklığıdır. Çünkü taraftara göre bu kopuş ile kendine hayat tarafından vaadedilen güzellikler artık çok uzaktır. Siz yönetim olarak bu umudu ellerinden alırsanız elinizde iki ihtimaliniz kalır. Ya Churchill gibi 'kan ve gözyaşı' vaadedersiniz ki o bile bir umut vaadidir zira herkes bilir ki en şiddetli fırtınadan sonra bile güneş açar, ya da taraftarın hayal kırıklıklarını unutturacak hamleler yaparsınız...

GS yönetimi anlamsız bir kibirle ikinci yöntemi tercih ediyor ve Yeşilköy'e uçakları astronomik ücretlerle indirmeye devam ediyor. 1 euro edecek oyuncuya 3 euro vererek nereye varacaklar merak ediyorum. Deniz bitti, kara göründü ve yönetim son mermisini kullanıyor ama mal kaçıran suçlu telaşı içinde Riva ve Florya parasını çar çur etmekle, o parayı kimseye yar etmemekle meşguller... Yönetimin farkında olmadığı nokta tepkilerin ana sebebi Sneijder'den vaz geçilmesi değil, gönderilme şeklinde alenen gözlenen basiretsizliktir...

Başkanın tabiri ile Mayıs ayında gönderme kararı alınan bir oyuncudan sıfır bonservis alabilmek ve aylardır gönderemeyip Avrupa rezaletinin akabinde kopmak taraftarın yönetim hakkındaki düşüncelerinin ne kadar haklı olduğunun bir kanıtıdır. Bu basiretsizlik ve içine düşülen sarmal maalesef kulübü her hatada içine çekecek ve karanlığa doğru götürecektir...

Taraftar ise umutlarını Kaf Dağı'nın arkasında bırakmış bir şekilde Nazım Hikmet'in mısraları ile bu sevdayı sürdürecektir:

" Saat dört yoksun,

  saat beş, yok

  altı, yedi, ertesi gün

  daha ertesi ve belki kim bilir..."

Haftanın Olayı:

Ittihat ve Terakki'nin sırf Türk propagandası yapmak için Dünya Savaşı arifesinde sadece Türk oyunculardan kurduğu Altınordu, Milli Mücadele akabinde Izmir'e taşınmış ve bugünkü takımın nüvesini oluşturmuştur.Genlerinden gelen bu geleneği devam ettiren kulüp, Türk futbol tarihinin en önemli transferini yetiştirmekle ne kadar övünse azdır. 

Cengiz Ünder'in Avrupa'ya giden oyuncular arasında en önemli yere geleceğini düşünüyorum. Yolu açık olsun...

 

Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum..,



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar