Sap ile Saman

Sap ile Saman


 
24 Eylül 2013’te 3-0 hükmen kazanılan bir BJK maçı akabinde Aysal yönetimi Terim ile GS’nin yollarını ayırma kararı aldığında camiada azımsanamayacak kadar kişi Terim’in bırakıp gittiğini düşündü ve hoca hakkında olumsuz düşünceler filizlenmeye başladı.
 
O günlere dönüp baktığımızda aslında GS yönetimi ile Terim arasında geçmişten beri gelen problemlerin bardağı taşırdığını gözlemledik zira hiçbir kriz kuluçka dönemi olmadan ortaya çıkamazdı.
 
18 Ocak 2013’te oynanan Kasımpaşa maçı esnasında ve sonrasında basın toplantısında Terim’in psikolojisi ve reaksiyonu bir krizin adeta habercisi gibiydi. Maçtan önce Aysal’ın Terim için kullandığı “eleman” tabiri hocayı derinden etkilemiş olacaktı ki bütün maç boyunca hareketleri ile maç bitse de basın karşında başkana cevabımı versem modunda takımı yönetiyordu ve mağlubiyet kaçınılmaz bir hal alıyordu.
 
Bu olay kapanalı yıllar oldu ama kısaca yorumlamak gerekirse; Aysal, Terim’in kulübün bordrosuna bağlı bir çalışan olduğu konusunda teknik olarak haklı olsa da, camianın içinden çıkıp UEFA Elit Hoca sınıfına terfi etmiş ve kulübe sayısız başarı kazandırmış bir egodan bu tip bir tanımlamayı kabul etmesini beklemek en hafif tabiri ile ya tuzak ya da provokasyondu. 
 
Sanıyorum GS’yi kendi iş yaptığı Belçika'da bir kulüp zannetti ama yanıldı.
 
Bütün bunların üzerine bir de Drogba’nın yanında, Terim istememesine rağmen, alınan Sneijder, krize körükle gidilmesini sağladı. O yıl gelen CL Çeyrek Finali ve Real Madrid karşısında oynanan oyuna rağmen sümen altı yapılan tüm konular 2013 yazında karşımıza çıktı.
 
GS’nin ve nispeten daha az da olsa bir çok Türk takımının kaderi olan başarıyı paylaşamamak GS'deki krizin perde arkasındaki sıkıntıydı aynen 2000 yılında olduğu gibi…
 
Aysal ve yönetimi başarıyı kendi yaptığı transferlere bağlayıp Terim de bizim istihdam ettiğimiz ekipten sadece biri söylemini tercih ederken Terim buna karşı çıkıyordu. Hem 1996 hem 2011’de geldiğinde GS ciddi bir fetret dönemindeydi ve kim ne derse desin onu bu durumdan çıkarıp başarıları arka arkaya getiren Terim oldu. 
 
Burada egolar ve yabancıların tabiri ile “clash of interest” yani çıkarlar çatıştı. Bunun sonucu olarak Faruk Süren döneminde olduğu gibi Ünal Aysal döneminde de Terim’e kalması için ısrar edilmedi.
 
Buna mukabil her iki durumda da Terim kalmak için ısrar etmedi ve GS’nin açık kapısından çıkarak kendisini isteyen ilk kapıdan içeri girdi. Halbuki bana sorarsanız asıl 2000 yılındaki ayrılık daha büyük hayal kırıklığıydı.
 
Eğer yönetime ya da Terim’e kızacaksanız o sebepten kızmanız gerekir zira o takım, eğer kalsaydı, Terim ile aynen Mourinho’nun 2003 ve 2004’te Porto ile yaptığı duble gibi Avrupa Kupası ikilemesi yapabilirdi. Lucescu ile çeyrek final gören kadronun 2001 CL Finali’nde Milano’da San Siro finaline çıkmaması için hiçbir neden yoktu. 
 
Yine de 2000 yılında Fiorentina tercihi her şeye rağmen kişisel kariyer için önemli bir meydan okumaydı ve denendi diye yorumlanabilir ama 2013 yazındaki TFF ilişkisi biraz da TFF yönetiminin Aysal-Terim krizinden doğan zaafı kullanması ile oluştu. Terim gönderileceğini anlayınca başka limana sığındı.
 
Bugün dönüp baktığınızda Aysal yönetimi her iki takımı çalıştırmasına izin verirken bu işin daha sonra tek takıma düşmek zorunda kalacağını tahmin edemiyor muydu? İsteseler en başından kestirip atamazlar mıydı? Hocamıza güveniyoruz ve onunla uzun vadeli planlarımız var diyemezler miydi?
 
Şu anda aynı TFF görevde ve kendi istikballeri için benzer zaafiyeti bulup Şenol Güneş’i ayartmaya çalışıyorlar ama Fikret Orman en başından kestirip atıyor ve Güneş de ısrar etmeden konuyu kapatıyor. 
 
Bunu Aysal yönetimi neden yapmadı? Asıl sorulması gereken soru buydu ve hala da bu... Kontratlı ve CL çeyrek finalisti hocasını neden savunmadı? 
 
Hem de onun GS ile yaptıklarına henüz erişememiş Güneş’i BJK yönetimi böyle korurken….
 
İşte bu saydığım gerçekler ışığında Tudor gitsin Terim gelsin tartışmalarını yapmak, sap ile samanı ayırarak geçmişi değerlendirmek, ona göre yorum ve fikir üretmek gerekir. Daha önce muhtelif defa yazdığım gibi GS yönetimleri Terim'i can simidi olarak görüyor ve her kötü durumda ona sarılıyor ama başarı sonrası paylaşım esnasında ya da başarıya giden yolda doğması muhtemel ego çatışmalarını göz ardı ediyorlar. Özbek yönetiminde bunu idare edecek kalibrede bir adam olmadığı için şu anda bir Terim hamlesi pek sağlıklı bir hamle midir değil midir onu konuşmak gerekir.
 
Terim'in Mayıs ayındaki kongrede bir koz olarak kullanılma ihtimali daha büyük bir gerçek gibi durmaktadır. Şahsi kanaatim ise Terim tercihinin sezon sonunda kongre akabinde değerlendirilmesi gerektiği yönündedir. Terim'i yönetecek ekibin iktidara gelmesi ile bu kararı almak daha sağlıklı olacaktır.
 
Sözün özü, geçmişte yaşananlar hiç bir zaman tek taraflı değerlendirilmemeli ve olayların tüm aktörlerinin yaptıkları değerlendirilerek bir yargıya varılmalıdır. Unutulmamalıdır ki Tudor'u bu göreve getirenlerin de yaşananlardan en az onun kadar sorumluluğu vardır. 
 
Yine 3-0 biten ama bu sefer mağlup ayrıldığı bir BJK maçı akabinde GS camiasının sap ile saman analizini doğru yapması zaruridir.
 
Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.
 


geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar