SİSTEM YA DA KAOS

SİSTEM YA DA KAOS


“Adamın Fenerbahçe’de oynadığı sezon sayısı kadar benim toplam futbol hayatım var”

 

İşte bu sözlerle anlatıyordu kalecisi ve kaptanı Volkan Demirel’in başına açtığı işlere isyan ederken Aykut Kocaman.

Bu sözleri söyleyen kişi, 250’ye yakın kariyer golü atmış, 8 sene FB’de üst düzey futbol oynamış, giderayak takımına şampiyonluk getiren golü Trabzon deplasmanında atarken, performansının zirvesinde, saha içi sebeplerden değil de söylediği sözler yüzünden FB’den gönderilmiş bir eski gol kralı olduğu için insanın okurken durup, ikinci kez okuması gerekiyor zira aksi durumda pek önem verilemiyor bu sözlere.

 

Daha önce Caner Erkin olayından sonra Otokontrol adında bir yazı yazmış ve eğitim olmadan hiçbir sorunun çözülemeyeceğini anlatmıştım. Bu düşüncemde hala ısrarcıyım zira tenekeyi parlatınca bir türlü çeyrek altına ulaşamıyoruz.

 

Seversiniz ya da sevmezsiniz ama sistemsizliğin sistem olduğu bu ülkede Kocaman ve Avcı gibi adamlar farklı notalardan konuşuyorlar. Tamamı doğru mu söylediklerinin, tartışılır ama bu iki adam da bir sistem kaygısı içinde hayatlarını yaşıyorlar.

 

Sistem oluşturmaya çalışmak ve onun devamlılığını sağlamak ancak ehil ellerde ve eğitimli kişilerle olur. Kendine öğretileni içselleştirip onu günlük hayatının bir parçası yaparsan o sistem işler. 

Hep aynı örneği veriyorum ama Guardiola’nın City ile ilk yılındaki haline bakın ve şimdi gelinen noktaya bakın ve ehil ellerin altyapısı sağlam adamlarla nasıl bir eser oluşturduğunu işte o zaman daha rahat yorumlayabilirsiniz. Geçen sene hiç kupa kazanamayan takımdan, 4-0’ın rövanşında sahasında mağlup olsa bile CL tarihinin başarılı pas rekorunu kıran takıma nasıl dönüşebildiklerini irdelersek yerel örnekleri de daha rahat anlar ve kabullenebiliriz. 

 

Aynı Guardiola’nın tiki takasını ulaşılamaz hale getiren Xavi’nin oyunun özüne yönelik tanımlaması onun ve takım arkadaşlarının nasıl eğitimli ve ehil olduğunun göstergesi gibi karşımıza çıkıyor. Ne diyordu Xavi:

 

“Biz aslında bol pas ile rakibi bozmuyoruz, sadece rakibin gitmesini istediğimiz yere gitmesini sağlayacak bölgelere pasları yapıyoruz ve onları o yönlere doğru uzaklaştırıyoruz”

Oyuna bu açıdan bakabilmek de aslında maharet isteyen bir vizyondur ve eğitimi şart kılar.

 

Gelelim ülkemize…

 

Kocaman’ın antrenörlük kariyerinde 2005’te Konyaspor’un başında Anelka’nın elle/faulle attığı gol sonrası hocalığı ve bu sezon Osmanlı maçı sonrası FB’yi bırakıp geri dönmesi gibi defoları olsa da saha içinde oluşturduğu uzun vadeli sistemlerin semeresinin ceremesinden fazla olduğu aşikardır. 

 

Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi 1994 Brezilyası’ndan evrilen Kocaman sisteminin olmazsa olmazı sükunettir ve bu da ego ile savaşarak, eğitim ile, kendini bilerek olur. Konyaspor’un 2,5 sene içinde geldiği durum ile Kocaman sonrasında geldiği durum bunun güzel bir örneğidir. Bunun benzeri Avcı sistemi için de geçerlidir. Bu sebepten, kişilerin bireysel defoları sebebiyle alınan mağlubiyetler akabinde bu hocalardan itiraflar, yüzleşmeler ve ilginç demeçler görürsünüz.

 

Volkan Demirel’in, Alper Potuk’un BJK maçı esnasında yaptıkları, Ozan Tufan’ın ya da Mehmet Topal’ın Kocaman ile ilişkileri; Emre Belözoğlu ve Epureanu’nun her büyük maç öncesi cezalı duruma düşmesi ile Avcı’nın içine düştüğü durum idealist sistem adamlarının anlam veremeyip kafalarını duvara vurmalarına yol açabilecek kadar vahim durumlardır.

Şahsi kanaatim özellikle Kocaman’ın, FB’nin içinde bulunduğu finansal durum sebebiyle ekmek-köfte ilişkisi içinde eline verilen kadrodan ilk günden beri mutlu olmadığı yönündedir. Elinde olsa sistemin oturmasına ihanet etmeyi alışkanlık haline getiren adamları düşünmeden bir gün bile takımda bırakmaz ama içindeki FB sevgisine yenilerek kabul ettiği bu görevin şartları gereği eli kolu bağlı oturmak zorunda kalıyor.

 

Avcı ise FB’nin tersine fazla imkânı olup devre arasında yapılan gereksiz transferin takımı soktuğu anafordan çıkmaya çalışan bir görüntü çiziyor ve o da başka açıdan takımına isyan ediyor.

Her iki hocanın da sistemlerini korumak uğruna oyuncularını yetiştiren ahlaki, eğitsel ve sportif sistemle kavgasının sonucunun nerelere varacağını hep beraber bekleyip göreceğiz ama ergen sosyal medya mentalitesinin ön plana çıkardığı gibi olayı “tacımızı çaldılar” seviyesine indirgersek de bundan bir sonuç alınamayacağı aşikardır.

 

Sistemi tartışacaksak önce sistem isteyen, bunun yıllardır savaşını veren adamların ne dediğini anlamaya çalışmak başarma yolunda atılacak ilk adımdır.

Aksi halde Avrupalı’nın dediği gibi en büyük sistemimiz olan kaosun içinde boğulup gitmemiz kaçınılmaz sondur.

 

Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.

 

 

 

 



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar