Yeni Şeyler...

Yeni Şeyler...


Dünle beraber gitti can cağzım,
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım
diyor Mevlana Celaleddin Rumi, Yeni Şeyler adlı şiirinin bir bölümünde. Yıllardır hepinizin duyduğu, okuduğu, kâh ders aldığı kâh bakıp geçtiği zaman zaman da isyan ettiği önemli sözlerin başında gelen bu dizeler şu anda bizim de içinde bulunduğumuz ortamı en tasvir eden sözlerin başında geliyor.
 
13. yüzyılda Anadolu şartlarında yazılan; değişimin öneminden, kaçınılmazlığından ve sürekli oluşundan bahseden bu şiir günümüzde de güncelliğini korumaktadır. En havalı yönetici okullarında, yüksek lisans derslerinde, şirket içi eğitimlerde vesaire yeni yetmelere ilk anlatılan bu felsefe aslında bir nevi malumun ilamıdır.
 
2019 yazında UEFA tarafından bize verilen listede Türkiye kulüpler düzeyinde 10.sırada yer alıyordu. Bunun anlamı bir sıra bile düşsen şampiyonun direkt olarak CL’ye gidemeyecek ve eleme turu oynamak zorunda kalacaktı. Türk takımlarının eleme performanslarını göz önünde bulunduracak olursak bunun meali, artık CL’ye zor gelirsiniz, demek oluyordu. İlk on sıraya girme konusunda rakiplerimiz Hollanda, Avusturya ve Ukrayna idi.
 
Bütün bunlar olurken biz ise sıcak yaz aylarımızı transfer masalları ile geçirdik. Ben senin talip olduğunu aldım, o zaman ben daha çok para verir daha iyisini alırım, senin transferine çomak sokar fiyat yükseltirim, santrafor alırmış gibi yaparım ama almam vesaire diyerek masalları anlattık ve sezon geldi çattı.
 
Yaklaşık bir aydır Avrupa Kupası maçlarını izliyoruz, ülke puanı alması gereken takımlarını durumu ortada ne CL’de ne EL’de galibiyet alabiliyoruz. Galip giden maçları bile kazanamıyoruz. Ön elemelerde TS ve Malatya’nın galibiyetleri olmasa na-galip durumdayız. Bu esnada Hollanda ve Ukrayna boş durmuyor ve ilk 10’daki yerlerini sağlamlaştırıp Türkiye’yi 11.sıraya itiyorlar. İşin kötüsü 12.sıradaki Avusturya da bizi yakalamak üzere ve gerçekleştirirse sürpriz olmaz.
Birçok sığ fikirli paydaş için ligden öte bir liman olmadığını bilmeme rağmen bu tehlikeyi yazmak gerektiğinin bilincindeyim ve ifa ediyorum. 
 
Bu kadar büyük ekonomisi olan bir ligin CL’ye girememesi bu ligi ekonomik açıdan bitirir. Sponsor gelmez, yayıncı kuruluş profilini düşürür ve yavaş yavaş Doğu Bloku liglerine dönmeye başlarız. O zaman da ancak yetiştirdiğimiz oyuncuları yurtdışına satmayı becerebilirsek ülkeye para sokabiliriz.
 
Peki bu kadar büyük bir tehlike var iken biz neler konuşuyoruz:
-Sicil
-MHK
-VAR
-29
-Paralar nerede…
-Sapına kadar hocayım, tartıştırmam
-Avrupa fatihiyim
-Çok yabancı oynatıyoruz sanki, yok aslında fena da değil ama…
-Mağlubiyetin şereflisini aldım vs…
 
Bu liste sabaha kadar uzar gider ama maddelerin bir tanesi bile diş kovuğunu doldurur mu, ona siz karar verin. Bunların hangisi yapısal sorunları gidermek için bize ışık tutar? 
Cevap veriyorum: 0 (yazı ile sıfır)
 
Hepimiz az çok izliyoruz muhtelif ligleri ve görüyoruz ki bizim ligimizde oynanan futbolun seviyesini tanımlamak için hakaretin ucundan dönüyoruz. Hakarete girme limitine her geçen saniye yaklaşıyoruz ama bunu dert eden insan sayısı parmak sayısını geçmiyor, maalesef.
Bunu dert etmek şöyle dursun, bir de üstelik “Türkiye Ligi çok zor” masalına insanları inandırmaya çalışıp, başarılı oluyorlar. Aslına yok öyle bir şey, senin takımının oynadığı oyun çöp diye anlatmaya çalışıyorsun ama insan psikolojisi bunu kabul etmemekte direniyor.
 
Aynaya bakmadığımız sürece her Salı-Perşembe arasını “direndik, olmadı”, “aslan gibi mücadele ettik”, “salladık, yıkamadık”, “yenilsen de yense de taraftarız seninle”, “böyle oyna ama yenil” gibi hamasi ama hiçbir faydası olmayan söylemlerle geçiririz. Sonra da elin Hollandalısı, Ukraynalısı ve Avusturyalısı bize tur bindirir, sen de ahlar vahlar içinde CL’yi televizyondan izlersin. 
Yaşanacak gelir ve imaj kaybını da yukarıda yazdığım hamasi listeyi konuşanlar düşünür zannediyorsan yanılıyorsun, derdi tasası yine bilinçli futbolseverlere kalır. 
Türkiye’de futbol ciddi şekilde insan hayatından haftalık olarak çalınan 2 saat ve katları haline gelmeye başladı. Buna dur demek gerekiyor.
 
Bu kadar büyük ekonominin döndüğü bir iş kolunda bu vurdumduymazlık, cehalet ve iş bilmezliği başka bir iş kolunda yapsan ya batarsın ya kovulursun ya da kara listeye alınırsın bir daha kimse sana iş vermez. Ama iş futbol olunca, nasıl oluyorsa kimse yeteri kadar hesap sormuyor, icra edenler iki demeç veriyor sonra hayatlarına bakıyor; taraftar da hep destek adı altında, kanaatimce, yeterli denetim ve Demokles’i oyuncuların ve karar vericilerin tepesinde sallandıramıyor; sonra da neden böyle diye başlar taşa vuruluyor.
 
Artık şartlar değişiyor ve Avrupa ile aramızdaki makas açılıyor. Değişim kaçınılmaz ve devir, yeni şeyler söyleme devri, dün yaşananlar dün ile gitti. Anılar güzel ama onlarla nereye kadar yaşanabilir? Asıl tehlike bizim bu kafa ile yeni güzel anımız oluşmayacak olmasıdır, bu kafa ancak kötü anı getirecek…
 
13.yüzyılda söylenmiş değişimin zarureti ama bugün üzerinden 800 yüzyıl geçmesine rağmen biz onu kendimize düstur almak yerine hamaset yapıyoruz. Yazık…
Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.

 



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar