YERLİ MALI HAFTASI

YERLİ MALI HAFTASI


 

Pazartesi günü çocuğun okuluna gittim, baktım Yerli Malı Haftası kutlanıyor. Hala kuru üzüm getiren var mı acaba diye içimden geçirdim, güldüm ve geçtim.  1946 yılından beri kutlanan ve İkinci Dünya Savaşı’nın kıtlık günlerinin ana sebep olduğunu düşündüğüm bu etkinliğin bir yansımasına şu anda futbolumuzda da tanık olmaktayız.

Ersun Yanal’ın FB’nin başına geçmesi ile sezona 16 yerli hoca ile başlayan Süper Ligimiz 18 yerli hocaya evrilmiş bulunmaktadır. Yüce medyamızda 9 sütuna manşet, çok matah bir şeymiş gibi de bunun haberleri yapılmaktadır. Şu anda üst seviye futbolumuzun içerisinde yer alan tek yabancı Milli Takım hocası Lucescu’dur ve onun da gönderilip yerine Türk bir hoca, özellikle de Güneş’in getirilmesi için medyamız tüm gücü ile çaba sarf etmektedir.

Şimdi durup düşünelim. Biz yıllarca hangi cümle ile büyüdük:

“Yerli hocaların lobisi yok, yabancı hocaya verilen şans bizlere verilmiyor”

Şahsi kanaatim, bu saptama, bizim algımıza doğru oynanan en büyük kandırmacalardan biridir. Aksine, bu ülkede yabancı hocaların desteği azdır ve eleştirilerin en sertleri onlara yapılır. Cocu’nun, Tudor’un, Lucescu’nun, Del Bosque’nin, Riekerink’in, Prandelli’nin, Daum’un gördüğü eleştirilerin, yaşadıkları basın toplantılarının kaçta kaçını yerli hocalar görüyor, en azından ben bilemiyorum. Tek farkları, yerli hocaların dilinden düşmeyen ekonomik kazançları oluyor ama bunun da menajer ve avukat farkı olduğunu bir türlü idrak edemiyorlar. Kimse yerli hocaya üç kuruşa imza at ya da tazminatını bırak demiyor. İleride yine iş kapısı olur diye birçoğu ayrılırken tazminatını bırakıyor ya da hiç kontratına yazdırmıyor ama sonra da ağlamayı mübah görüyorlar. O durumda bile hinlik peşinde koşuyorlar. Tazminatın var ise alacaksın kardeşim, kimse zorla imzalamıyor o kontratı, isteyenin bir yüzü kara vermeyenin ise muhtelif…

Şu anda ülke teknik adam piyasasına baktığımızda, elimizdeki hocaları bir ürün gibi düşünürsek, neredeyse sıfıra yakın ihracat yaptığımızı görmekteyiz. Körfez ülkelerine giden birkaç tane hariç yurtdışına hoca gönderemiyoruz. Zaten eskiden beri çok fazla ihracat yapamayız ama en azından bir dönem Terim, Güneş, Sağlam, Denizli, Korkmaz vs. birçok hocamız yurtdışında görev yapardı. Şu anda Korkut ve Uygun dışında yurtiçinde de tanınan ihraç hocamız aklıma gelmiyor zaten Korkut’un da ne kadar yerli olduğu tartışılır.

Madalyonun diğer tarafın da karanlık aslında zira eskiden ithalat yapardık ve en azından dünya çapında birçok hoca ülkemize gelirdi. Derwall, Piontek, Milutunoviç, Hiddink, Pareira, Del Bosque, Feldkamp, Daum, Aragones, Rijkaard, Gerets ve daha niceleri ülkemize geldi ve birçoğu sistem oturtma peşinde koştular çünkü geldikleri yerde bu iş öyle yönetiliyordu. Belirli bir süre uğraştılar ve geldikleri gibi gittiler.

Peki, hep mi bu adamlar haksızdı ve biz haklıydık?

Aynaya dönüp ne kadar baktık? Hatayı ne kadar kendimizde aradık?

Şu anda zaten kurlar sebebi ile bu tip hocaları getirmen zor ama getirsen bile değerini bilmiyorsun ve teneke bağlayıp gönderiyorsun. Aslında kendine teneke bağlıyorsun haberin yok. Kendini geliştiremeyen, yurtdışına ihraç edemediğin hocalar ile içine kapanıp futbolun Kuzey Koresi olma yolunda ilerliyorsun. Ve işin daha da kötüsü medyamız bunu taraftarlara ve ülke halkına “Ligimizi tanıyan, futbolcuların dilinden anlayan yerli hoca gerekir” yalanı adı altında sunuyor çünkü doğal olarak yabancı hocaların ülkede lobisi bulunmuyor, maalesef.

Sistemi olmayan, altyapı eğitimi tamamlanmamış ve toplasan 20 tane teknik adam yörüngesinde dönen bir futbolun içinde kurunun yanındaki yaş da ne kadar iyi ve kendini geliştirmiş olursa olsun, bu girdabın içinde kaybolmaya mahkûm oluyor. Oluşan kısır döngünün içinde de hocaların ve futbolcunun gelişmeyince de futbolun küme düşüyor, Avrupa Kupaları eziyet oluyor ve doğal olarak serbest düşüşe geçen futbolundan hiçbir hocayı da yabancı takımlar istemiyor. Sen San Marino’dan, Andorra’dan teknik adam almıyorsan, Alman da İtalyan da senden hoca almıyor. Bu iş bu kadar net.

Yerli malı haftasından bu konuya girdik. Nasıl o dönemki imkansızlıklar bizi yerli malları kullanmaya itmiş ve üretimi ön plana çıkarmış ise bugün de içinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntılar futbolumuz için fırsat olabilir. Üretmemiz gerekir hem çağdaş teknik adamlar hem de sistemli altyapılar, zira ancak bu şekilde futbolcu ve hoca fabrikası olur; ülkeye döviz sokabiliriz. Bunun için de 80’lerde olduğu gibi yabancı hocalara kapımız açmalı, yerli üretim hoca ve oyuncular için sistemi onlara gözü kapalı emanet etmeliyiz. Cumhuriyet döneminde ülkenin imarı için yurtdışından gelen danışmanlar gibi Türk futbolunun da elde avuçta ne varsa, ekonomisini planlayıp, kariyerli ve akademik yabancı hocalara yatırıp bir çıkış yolu araması gerekiyor. Bu retro politikaya geri dönmeliyiz yoksa yeni hoca da yetişmeyecek yeni futbolcu da.

Bugün baktığınızda sunduğum çözüm alternatifinin iki ürünü olan Terim ve Denizli, sanki kendileri o şekilde Derwall ve Piontek’in yanında pişmemişçesine, yanlarındaki adamları bir türlü parlatamamaktadırlar. Güncel olarak Terim’in yardımcılarına baktığınızda, önlerine bu kadar büyük bir şans gelmişken yaptıkları hamleler ve aldıkları sonuçlar ile yarın bir gün bu adamlara nasıl takımı emanet edeceğiz sorusunu sordurmaktadırlar.

Şunu mutlaka kabullenmeliyiz ki, at sahibine göre kişniyor ve kötü öğretmenler sonraki nesilleri de çöplük haline getiriyor. Bunu engellemek için yeni ve çağdaş öğreticileri yetiştirmeli, gelecek neslin hizmetine sunmalıyız aksi halde yeni ve farklı olduğu muhakkak nesilleri eski kafaların elinde heba etmek kaderimiz olacaktır.

Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.

 

 



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar