Çocukluk "Boyhood"
Tolstoy’un benzer konuda yazdığı otobiyografisine gönderme yaparcasına, sinema adına inovasyon sayılacak düzeyde bir eser olmuş “Boyhood” adlı film. Çekimlerin tam on iki yıl sürüp, oyuncuların çekimlerle birlikte yaşlandığına şahit olduğunuz, onlarında bu kadar uzun sürede her zamankinden çok daha farklı hislerle bütünleştiği bu ilginç deneme, benzer şekilde Akademinin de bir hayli ilgisini çekmiş olmalı ki film daha şimdiden bir çok dalda Oskara aday olmuş durumda…
Anne ve babaları ayrı yaşayan kahramanlarımız Mason ve ablasının anneleri ile birlikte omuzladıkları zor yaşam koşullarını anlatan hikaye, çocukların biyolojik babaları ile olduğu kadar, üvey babaları ve okul arkadaşları ile de başından geçenleri abartıya hiç vermeden, son derece sağlam tahliller eşliğinde başarıyla konu almakta.. Dağınık ebeveynleri oynayan Patricia Arquette ve Ethan Hawke’nin muhteşem oynadığı filmde, özellikle baba rolündeki Hawke’nin bir sahnede çocuklarına veli rolünü tam olarak neden yapamadığını dürüstçe itiraf ettiği an kendi adına her ne kadar talihsiz de olsa, çocukları ile her ebeveyne nasip olmayacak düzeyde kurdugu gönülden bağ da ayrıca bir o kadar takdire şayan durumda.
Hawke’nin çocukların algı ve davranışlarını yönlendirme yeteneğine katkı yaparcasına kurduğu bu bağ, itaate dayalı klasik türdeki “ihtiyacı olan kuvvetli olana boyun eğer” anlayışından oldukça uzak bir kimyada iken, çocuklar bu sayede babalarını bilmiyor görünce bilmemenin, halen öğreniyor gördükçe de öğrenmenin yaşının olmadığının da ayrıca bizzat farkına varmakta. Böylece her ebeveynin şikayet ettiği önce yap sonra sor şeklinden çıkan dinamik, hep arzu edilen önce sor sonra yap tarzına daha da bir dümen kırmakta : İcazetin fiilen tarih olup, iznin çok daha geçerli olduğu döneme artık resmen damga vurulmakta.
geri
