Foxcatcher Takımı (Foxcatcher)
Biz henüz okul çağında iken olimpiyatlarda bugünkü gibi çoğu spor dalında değil sadece güreş maçlarında madalya umudu taşırdık.. Güreşe hiç ilgim olmadığı halde o yıllar Reşit Karabacak’tan, Salih Bora’ya minderde madalya peşinde koşan her bir güreşçimizi sanki Fenerbahçe maçlarındaymış gibi heyecanla takip etmem sanki biraz da bu yüzdendi. O Reşit Karabacak’ ki dönemin başbakanı Özal’ın siyaset teklifini reddettikten sonra altın madalyanın en büyük favorisi olarak gittiği olimpiyat şampiyonluğunda, henüz daha ilk maçta ABD’li güreşçiye kaybederek, hepimizi bir hayli de derinden üzendi. İşte o gün orada Karabacak’ın kolunu hile ile kırarak tartışmalı bir şekilde maçı kazanan Mark Schultz ve aynı zamanda antrenörü konumundaki ağabeyi Dave’in, dünyanın en zengin adamlarından Du Pont ailesinin güreşe meraklı varisi John ile tanıştıktan sonra birlikte bir güreş takımı kurmalarını konu alan “Foxcatcher Takımı (Foxcatcher)” adlı psikolojik gerilim türü film, hız konusunda bazı sıkıntılar da yaşasa, diğer yandan hak ettiği gibi tam beş ayrı dalda da oskara aday olmuş durumda.. Steve Carell, Channing Tatum, Mark Ruffalo’nun her birinin ayrı ayrı olağanüstü performans sergileyip, yönetmenin spordan daha çok karakter tahlillerine yoğunlaştığı filmde, özellikle milyoner John du Pont’un ürpertici çatlak ruh haline karşı kardeşler arasındaki gönül bağı izleyen için de bir o denli görülmeye değer olandı. Muhteşem serveti içinde satın almaya bir hayli alışan John o kadar ileri gitmişti ki artık annesi ona arkadaş, oda etrafına karşı verdiği maddi destekle iyilik satın alır hale gelmişti. Bunca servete rağmen ne annesi ne de kendisi gelişen egoları yüzünden asla hiç mutlu değillerdi. Yapmakla olmak arasında çok fark vardı. Dave’in Du Pont’a sürekli verdiği mesaj Olimpiyat şampiyonu olup var olmaktansa, madalya almadan da ülkeye gerçek bir güreşçi kazandırmaktı. Du Pont’un amacı varken, Dave’de olan daha çok amacının amacına ulaşma sevdasıydı.
geri
