Göçmen (The Immigrant)

Fransızların yemek adabı ve hüneri konusunda olan liderliği tüm dünyada bilinen bir gerçek..Belki film dünyasında sofra sporlarında olduğu kadar trend belirleyici bir durumda değiller ama yine de ara sıra yaptıkları iyi filmlerle de oldukça dikkat çeker bir haldeler.. Benzer şekilde Fransız oyuncu Marion Cotillard’da “Göçmen (The Immigrant)” adlı filmde Meryl Streeepvari surat ifadesi ve çok çalıştığı her halinden belli olan aksanı sayesinde sanırım daha şimdiden akademinin aday listesinde en yukarıları hak edecek kadar iyi bir yerde..Diğer başrolleri son dönemin dikkat çeken oyuncuları Joaquin Phoenix ve Jeremy Renner’ın başarı ile paylaştığı filmde, ailelerini savaş sonunda kaybeden iki kız kardeşin ABD’de bulunan teyzelerinin yanına sığınmak üzere çıktıkları yolda başlarına gelen talihsiz olaylar konu edinmekte.. Cotillard’ın hastalık nedeni ile ülkeye girişine izin verilmeyen kız kardeşini kurtarmak adına istemeden de olsa hırsızlık ve fahişelik gibi ahlak dışı yollara başvurması, aslında birazda daha üstün bir değer olan vücut bütünlüğünü koruma amacı taşımaktandı. Kendisi de biliyordu ki henüz derecesi bu tip günahları yapmasına engel olamamaktaydı, belki de sırf bu yüzden sıkça gittiği kilisede yaptığı tüm dualarda öncelik verdiği konu da genelde hep bu olmaktaydı. Hata yapan maliyeti öder paradigmasına uygun şekilde Cotillard’da işlediği suçlar nedeni ile aldığı ceza ve tazminatlara rıza ile yaklaşırken, kendisine ne söylenilirse söylensin aralarındaki nüansı anlamakta yine de oldukça zorlanmaktaydı. Oysa 1920lerin kaotik New York ortamının buna verdiği cevapla, bugun halen geçerli olanlar bir biri ile tıpatıp aynıydı : Ceza zarar doğmasına gerek kalmadan, daha çok caydırma amaçlı verilirken, tazminat içinse ortada mutlaka bir zarar olmalıydı. Nasıl araba ile hız yapmak hakkaniyet ölçeğinde cezaysa, aynı araba ile tarlaya girip, mahsule zarar vermek de artık ceza değil bu defa bal gibi tazminattı.



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar