Godzilla

Jurassic Park, King Kong ve Jaws gibi gişede ciddi kar getirmiş canavarların global pazarlamasını her zaman çok seven Hollywood bu defa kendi üretimi olmasa da, orijinali Japon olan karakteri  Amerikanvari süper boy formatta beyaz perdede denemek istemiş ama maalesef bu defa sansasyonel etki ve gişe hasılatı açısından pek öyle beklediğini alamamıştır. Diğer efsane canavarlara benzer başarının bu defa gelmemesini, ben birazda canavarın bu filmde aldığı rol süresinin azlığına ve öncekilere kıyasla izleyende acaba ne zaman ortaya çıkacak merak salgısını tam olarak salgılatamamasına bağlamaktayım. Yine nedense sahne üstünlüğünün filme adını veren "Godzilla” yerine sıradan tiplere sahip ona karşıt etkin roldeki  Mutolara verilmiş olması da bu başarısızlıkta görünen diğer en büyük etken.. Halbuki  Godzilla’nın çizimleri gerçekten etkileyici ve üstelik ticari pazarlama açısından oldukça sempatik bir halde iken rol ağırlığını ondan bu denli esirgemek yönetmen için bir hayli yanlış bir karar olmuş. 

Godzilla kelimesi Japonlar için iki zıt anlamı çağrıştırmakta : İlkinde Japonların bilinç altında nükleer silaha karşı metafor algısı yaratmakta iken diğerinde tam tersi kelime kökündeki gibi tanrılaşarak insanları yok olmaktan kurtaran bir kimliğe bürünmekte, zaten buradaki durum da biraz o misal, o kadar ki Mutolarla son çarpışmayı insanlık adına yapan Godzillanın finali atomik nefesi ile sonlandırması gerçekten zihinlerde kalıcı bir yer edinir nitelikte..Bu tip filmlerde yüksek oyunculuk hiçbir zaman beklentim dahilinde olmasa da, türde benim için önemli olan iki şeyden birisi hikayenin temel dayanağı, diğeri de yaratıkların çizimi ile tahrip ettikleri süreçleri anlatan sahnelerdeki çekimlerin düzeyidir. Her iki durum içinde yönetmenin önceki acemi hatalarına rağmen bu alanlarda üstelik iyi notlarla sınıfı geçip alkışı hak ettiği de diğer muhakkak olan..

Filmde, askerlerce bilim adamı kahramanımıza karşı sergilenen tutumun bir benzerine yıllar önce kurnaz bir siyasetçimizin basın toplantısında tanık olmuştum : Hatırlarım, bu siyasetçimiz basın mensubunun kendisine öğrenci yürüyüşleri hakkındaki  sorusuna verdiği cevapta konuyu ne yapıp edip, bir anda yürüyüşlerin yapıldığı yolları kendisinin yaptığına getirmiş, hatta yetinmeyip  diğer icraatlarına da geçerek süreci kurnazca kendi lehine çevirmişti. Doğaldır, insanın ritminde hep vardır, çoğu kez karşısında biri varken, ona istediğini anlatır, buna karşın diğeri de pek canını sıkmadan kendi istediğini aldığını zanneder. Aralarında belirgin anlaşmazlık vardır ama maalesef anlaşılamaz haldedir.



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar