HAFTANIN FİLMİ : MARSHALL
Hatalı olduğu halde gerçek ortaya çıkmadığı için birine ceza vermemek, sucu olmayana ceza vermekten her zaman çok daha iyidir. İşte biraz bize bunu anlatmaya çalışan “Marshall” adlı film aynı zamanda en iyi müzik dalında da bu yılki oskar adayları arasında idi. ABD tarihinin ilk yüksek mahkeme yargıcı olan Thurgood Marshall’ın hayatından kesitler sunan filmde Marshall’ın verdiği mücadele zamanında belki zenciler için yazılmayan anayasanın en azından onlar için işlerliğini sağlamıştı. 1940’lı yıllarda beyaz çiftçi bir ailenin yanında şoför olarak çalışan Sterling Brown’ın evin sahibesi Eleanor’a tecavüzle suçlanmasını konu alan film rafine diyaloglara sahip mahkeme sahneleri ile oldukça dikkat çekiciydi. Marshall’ın başta inanarak yola çıktığı müvekkilinin sonrasında kendine yalan söylediğini anlaması davayı devamında bir vakıa kimin işine yarıyorsa faili odur tezi ile çözmesine sebep olmuştu. Mağdubu da, mağduru da olan öykünün karar vericisinin jüri olması benim çok sevdiğim bir teknik olmasa da, yine de avukat tutmayıp, hakim tutan ekole göre hiç değilse bir parça daha iyi idi. Kocasının ilgisizliği sonrası yalnız kalan Eleanor’un basına gelenler birazda kendi böyle istedi diye meydana gelmişti. Dünyanın en önemli sivil toplum liderlerinden Martin Luther King’in övgüyle bahsettiği Marshall’ın hayatı boyunca verdiği örnek mücadele sonunda davayı kazanıp kaybetmesinden çok daha önemli olan idi. Sonuç ne olursa olsun, kazanılan savaşlar gibi kaybedilen savaşların da Marshvallvarikahramanları olacak ve inanın bunlar tarihe damga vuran yönleriyle asla unutulmayacaklardı. NOT :7
geri
