İhtiyar Delikanlı (Old Boy)

Spike Lee 90'lı yılların başında filmleri ile herkesin olduğu gibi benim de ciddi dikkatimi çekmişti. Ama asıl beni damardan daha çok etkilediği an konuk olduğu bir TV programında Atlanta doğumlu ve NBA maçlarını en ön sıradan seyredecek kadar hasta bir New York Knicks taraftarı olduğunu söylediği an olmuştu. Doğrusu ilk bakışta sadece tipi ve giyim kuşamı değildi onu farklı kılan, bakar bakmaz sizde hissettirdiği, sahip olduğu zekanın sanki kendi bedenine sığmayıp adeta taştığı düzeyde bir ritim hali idi üzerindeki..Daha çok siyahların ABD'de yaşadığı toplumsal sorunlara, kendine özgü sosyal ve politik bakış açıları ile eğilen Lee özellikle medyayı bu düzende aldığı rolün hakkını ne denli veriyor konusunda sürekli sorgulayan cesur tavrı ile diğer yönetmenlerden belirgin şekilde ayrılıyordu.

"Do the Right Thing" ve "Malcolm X" gibi yaptığı çok iyi filmlere rağmen Akademiden bence de hak ettiği heykelciği bir türlü alamaması sanırım onda bir nevi ırksal ayrımcılık yapıldığı kanısı uyandırmış ve bu his sonucu kişisel motivasyon kaybı yaşayarak kariyerinin devamında aynı performansa bir türlü ulaşamamıştı. Aradan geçen uzun yıllar sonrası adını yine bir filmin yönetmeni olarak gördüğümde inanın başta çok fazla heyecanlanmıştım. Bu dahi yönetmenden alışılandan çok daha farklı bir üretim beklenti içerisinde olsam gerek ki daha önce yapılmış bir filmin yeni versiyonunu denemiş olması bende ciddi hayal kırıklığı yaratmadı dersem doğrusu gerçeği pek söylemiş sayılmam. Üstelik denemiş olduğu ”İhtiyar Delikanlı (Old Boy)” adlı film öyle yıllar evvelinin değil sadece 10 yıl öncesinin en kült filmlerden birisi olarak 2000'li yılların başına damgasını vurmuş bir film, düştüğü bu durum Lee için gerçekten pek yakışık almayan bir süreç olmuş, oysa eminim o kalibrede birisi olarak o da çok iyi biliyordur ki orijinal her zaman kopyanın önünde gider. Japon manga serisinden esinlenen öykünün içindeki şiddetin dozu ilk filme göre daha hafif kalsa da ana konuda intikam duygusu yine benzer şekilde burada da öyküye şekil vermekte.. 

Hiç bir zaman sıcak bakmadığım prensiplerden birisidir öç almak, daha çok inandığım hata yapan üzülür bakış açısıdır, oysa ki çoğu kez insan kendi hatası olmadığı ama başkasının kendisine hata yaptığı durumlarda neden bu bana yapıldı diye inanın daha fazla üzülür. Hataya maruz kalan kendisine bunu yapandan öç almak yerine, yani hataya hata ile cevap verene kadar yapana hatalı olduğunu anlatıp mesafesini koysa ve gerisini kötülerin başka bir kötü ile bir gün mutlaka buluşup maliyeti ödeyecekleri kozmosun muhteşem düzenine bıraksa eminim çok daha iyi ve huzurlu hissedecektir. Asıl olan yaptığımız hatalardan ders alarak doğru yoldan şartlar bizi ne kadar zorlarsa zorlasın, hiç bir koşulda sapmamaktır, Anglosaksonların right path, dinimizin sırat-ı müstakim dediği biraz da böyle durumlardır. 



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar