Marilyn ile bir hafta

Kabil Afganistan’da da, New York 5. Cadde’de herhangi birisine sokakta ismini telaffuz etseniz yada resmini gösterseniz rahatlıkla cevap alacağınız birkaç şahsiyete rast gelebilecek özelliğe sahip birisi Marilyn Monroe.. Kitlelere yaptığı etki o kadar büyük ki, son 40 yıldır halen belleklerden gitmeyen bir pop ve kültür ikonu pozisyonunda..Yetimhanede geçen çocukluk yılları, yaptığı filmler, yaşadığı aşklar ve evlilikler,mafya-siyaset ilişkileri halen aydınlanmayan intihar ederek mi öldü yoksa Kennedy kardeşleri de içine alan süreçte öldürüldü mü muamması dahil gündemde hep kalabilmeyi bir şekilde başarabilmiş bir aktris..Böyle karmaşık, iddialı ve bir o kadar zor bir karakteri, onun bir dönem İngiltere’ye yaptığı bir gezi döneminde yaşadıklarını anlatan gerçek bir hikayeye dayalı “Marilyn ile bir hafta (My Week with Marilyn)” adlı filmde beyaz perdede canlandırmak hakikaten zor bir iş olsa gerek.. Yönetmen bu rolün üstesinden gelecek kişiyi ararken birkaç aday arasında en son Michelle Williams’ta karar vermiş, Williams’ta bunun hakkını öyle vermiş ki ben filmi ilk seyrettiğimde kendisinin fiziki benzerliğinin bunda payı olduğuna inanmıştım ama sonrasında aynı oyuncunun başka filmlerini ve törendeki gerçek halini görünce oyununun olağanüstü başarılı olduğuna karar verdim ve aday olduğu en iyi oyuncu ödülünü kaçırdığına çok üzüldüm, oda en az ödülü Demir Leydi rolünü başarı ile oynayan Meryl Streep kadar hak etmişti..Thatcher siyasi ayatında muhalefete ve sendikalara gösterdiği demir yumruğu burada da törende maalesef Monroe’ya atmıştı..Bir dönem herkesin yerinde olmak için can attığı, özendiği Monroe’yu, filmde izleyip içsel dünyasındaki yaşadığı karmaşa ve kaos ile mücadele etmenin zorluğunu görünce sanırım onun gibi olmak için daha önce can atan herkes bu özleminden vazgeçecektir.. Yaşadığı karmaşa onu bazen çok zeki bazen çok aptal hallere sokmakta, istikrarlı bir hayat çizgisinden uzaklaştırmakta idi.. Evrenin yasaları öyledir, büyüme hangi alanda olursa olsun kolay değildir, ciddi maliyet getirir, Monroe’ya faturası hayatını kaybederek yansıdı, belki de olası en ağırmaliyetti..  Not : 7.5


Bunu da kaybetse hasar ciddi ağır olacaktı FB için, neyse ki çok haklı ve kesin bir sonuçla Bursa’yı 4-0 yenerek 29 yıl sonra artık alay konusu olan kupa hasretine son verdi ve taraftarını mutlu etti. Ben bu kupa en son kazanıldığında 14 yaşında boynumda atkı, Sinan ve Emre adlı iki arkadaşımla Alparslan kupayı kaldırırken türbinlerde o nostaljik anı canlı yaşayan müzelik ender taraftarlardan birisi idim, o an camianın kupayı son görüşü olmuştu, bugün nerede ise kızım 12 yaşında oldu..Sahada FB şovuna Bursa taraftarı de türbinde üstelik farklı yenik iken görsel şovla eşlik ederek “yenilsen de yensen de taraftarın senle” ifadesine sözde değil gerçek anlamda katkı yaptılar. FB taraftarı sanırım biraz çekindi sahaya irmekten, girdikçe başlarına kötü şeyler geldiğini yaşayınca bu defa daha temkinli idiler..



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar