Tehlikeli Yürüyüş (The Walk)
Fiziğin parça bütün esaslı yaptığı hatasız kul olmaz tespitine günümüzde Orhan Gencebay’da şarkı sözleri ile tam destek vermekte.. Zaten oyunu sıfır hata üzerine kurup, maliyetleri aşırı yükseltmektense, tam tersi uygulamada belli bir miktar hatayı kabul etmek, sanırım akla da en uygun seçenek olsa gerek.. Çoğumuz uğraştığı meslek dalında böyle bir şansa sahipken, “Tehlikeli Yürüyüş (The Walk)”adlı filmde gerçek hayat hikayesini izlediğimiz Philippe Petit sıfır hata isteyen çok sevdiği ip cambazlığı işinde maalesef bu imkandan oldukça mahrum kalmaktaydı. Susadığımızı nasıl en iyi kendimiz bilirsek, işte o denli manyetik bir duyguyla ip üstünde dolaşan Petit’i filmde canlandıran Joseph Gordon-Levitt enerjisi ile öyle bir performans ortaya koymakta ki sanki Petit’in kendisi gelip rol yapsa, izleyen nerdeyse sen git de, Levitt gelsin oynasın diyecek kadar da Levitt’in kendisine o denli kaptırmış bir durumda. Bin Ladin’in yok ettiği ikiz kuleleri de andığımız, arkadaşlık, aşk ve korku gibi kavramları başarıyla işleyen bu filmde, Petit’in madde dünyası yanında mana dünyasına da olan imanı, kafasından ölüm korkusunu atmış olmasında kendisine en fazla yardımcı olandı . Açıkçası filmde tek beğenmediğim yer gerçek olan konuya gereksiz bir fantezi havası katması nedenli usta yönetmen Zemeckis’in aralıklarla hikayeyi özetleme isteğiydi. Neyse ki filmin sonunda bunu dahi unutturup, herkes gibi benimde nefesimi tutarak izlediğim Beethoven destekli çok da güzel bir final sahnesi vardı. O kadar ki dürüm kebabın son lokmasının tadı ne kadar eşsiz bir lezzetse, işte o an sinema adına gördüklerimde benim için bir o kadar unutulmazdı.
geri
