The Master
Daha önce de yazmıştım, azdır ama vardır böyle oyuncular, ne zaman adlarını film afişlerinde görsem tereddüt etmeden gişeye gider alırım filmlerine bileti, çok nadir emeklilik yıllarında belki yaşam giderlerini karşılama adına zırva filmlere imza atarlar ama kariyerlerinin normal temposunda buna rastlamanız pek olası değildir. Philip Seymour Hoffman (seyretmedi iseniz “Capote” ve “ Doubt “ adlı filmlerini mutlak seyredin) benim için bu az dediğim kitlenin içindedir. “The Master” adlı filmde gösterdiği performans bugüne dek olanlardan yine farklı değil ve yine muhteşem..Film, adını onun oynadığı karizmatik, entelektüel ve yeni bir akımı 1950’lerde ABD’de yaymaya çalışan karaktere verse de, en az onun kadar dikkati 2.Dünya savaşı sonrası alkol ve sekse bağımlısı kötü adamı muhteşem şekilde oynayan Joaquin Phoneix çekmekte.. İlginç olan aralarındaki ilişkiyi yorumlamak oldu, benim filmden çıkardığım aralarındaki dinamiğin ne baba-oğul, ne iki dost, ne şeyh mürit ilişkisine yakınlığı idi, bence daha çok birbirlerinde çekim bulmuş iki bambaşka karakterde sevgili idiler..Gerçekten bu yılın Oskarlarında bir çok dalda aday olacağını beklediğim bir film olmuş “The Master”, Freddie karakterinin duruşu ve yürüyüşü Rainman’den bu yana gördüğüm ve hafızalardan gitmeyecek kadar orijinal..Biraz uzun olmuş mu evet olmuş, tarikatın zararlı yönlerine pek değinilmemesi taraflı olmuş mu evet olmuş, günümüz popüler tarikatı Scientology tarikatının başlangıç öyküsü olarak pazarlaması yapılarak gişe amaçlanmış mı evet amaçlanmış ama ne olursa olsun muhteşem bir yönetim, oyun ve film var karşımızda..Alanım değil ama bildiğim Freud’dan daha çok Jung’un soyuttan daha çok sembolleri soktuğu psikanaliz dünyasına, bu yüzden kendisine sormak ve öğrenmek isterdim acaba filmde tarikatın kurucusu ve lideri Lancaster Dodd gerçeği test edişi ile Egoyu, hanımı rolündeki Amy Adams ise aile ve toplumdan gelen değerleri temsilen Süper egoyu mu acaba sembol bazında temsil etmekteler idi ? Her şey mükemmel olunca müziğinde geride kalması beklenemezdi, çok ihtiyaç anlarda tam yerinde idi Radiohead vurguları, her yönü ile doyurucu idi, seyredin derim.. Not :8
Biraz hayal kırıklığı olmadı dersem yalan söylemiş olurum. Hem dünyanın en önemli derbilerinden birisi diye lanse edeceğiz, hem futbol adına ülkemiz bütçesi pastasının en büyük iki dilimini bu iki deve paylaştıracağız ve sonrasında bu denli vasat bir seyir hak edeceğiz..İki takımdan kötünün iyisi GS kazanan oldu ama Selçuk’un frikik golü, sol bek Hasan Ali’nin sağ volesi dışında hiç bir estetik hareket, yaratıcılık, üst düzey mücadele ve beklenen ritim yoktu maçta 90 dakika boyunca..Kırmızı kartın bile elektriği daha önceki derbilerde alışık olduğumuz kıvamda değildi..Güzel hiç mi bir şey yoktu, elbette vardı, en önemlisi son derece centilmen ve saha dışı çirkin olaylara gebe olmayan bir derbi olması idi maçın..GS taraftarının Bekir’le çağımız normlarında sosyal medya üzerinden atışması daha çok medyada yer alırken benim en keyif aldığım enstantane, maç bitimi Sinyör Terimle Gökhan Gönül arası tokalaşma ve sohbet anı yüzlerine yansıyan centilmenlik görüntüleri idi, Gökhan hep öyledir,Fatih Hocayı da Kadıköy’de kaybedeceği ikinci maçta yine böyle görmek isterim..
geri
