Umudun Peşinde (Philomena)
Oldukça etkileyici gerçek bir olaydan esinlenip beyaz perdeye aktarılan "Umudun Peşinde (Philomena)" adlı film zaten dört ayrı dalda oskara aday olarak da bu başarısını adeta tesciller durumda. Hani derler ya bu hayatta iki kere doğmak gerekir, hatta birde eklerler, ilki herkes gibi önce annenden doğmak, asıl olan diğeri de zamanla kendi kendini doğurmaktır. İşte gençken yaşadıgı cinsel ilişki yüzünden babası tarafından cezalandırılarak, Katolik manastırına teslim edilen Philomena ise filme konu olan hikayede bırakın iki kere doğmayı nerede ise iki defa ölmekte.. Filme ismini de veren kahramanımızı müthiş oynayan Judi Dench, manastır çamaşırhanesinde çalıştığı sürede yeni doğurduğu çocuğunu aldığı izin sayesinde ancak haftada bir kez görebilmektedir. Buna dahi şükretmesini bilecek kadar olgun davranan Dench’in korktuğu ise zamanla başına gelmekte ve rahibeler çocuğunu çok küçük yaşta zengin bir aileye evlatlık vermektedirler. Yaşadığı bu acının çok daha büyüğünü, yıllar sonra çocuğunun ölüm haberini alarak bir kez daha yaşayan Dench, bu arayışta ona eşlik eden gazeteci dostunun yardımıyla da rahibeler dünyasındaki kirli ilişkileri tek tek açığa çıkarmayı başarmaktadır. Buna rağmen inancından hiç sapmadan yoluna devam eden Dench’i bu konuda en çok ikna eden de, problemin dinde değil maalesef sözde dindarlarda olduğunu bizzat anladığı andır. Hikayede maliyetlere bakmadan hiçbir ilişkinin tam olarak anlaşılamayacağı bir kez daha doğrulanırken, yetki ile sorumluluk arasındaki sarmal da ayrıca sürekli tartışmaya yol açandı. Rahibelerin yapılmaması gereken bir işi yapmaları tartışmasız yetki aşımıyken, devamında ceza almamaları da oldukça büyük bir hataydı . Bulundukları makam ne bir cumhurbaşkanlığı ne de bir krallıktı, yetki sahibi olurken hiç sorumluluk taşımamak, hayatta şimdilik ancak o alanlarda sınırlıydı.
geri
