Yapay Oyun (Imitation Game)
Yönetmen Tyldum akademinin gönlü nasıl kazanılır konusunda dersine o kadar iyi çalışmış ki, geçmişte kazanan filmlerin ortak özelliklerini tek tek tespit edip, nerede ise hepsini “Yapay Oyun (Imitation Game)” adlı son filminde adeta eksiksiz olarak başarı ile de uygulamış. Tarihte insanlık adına muazzam işler yapan kompleks ve anti-sosyal birine ait yaşanmış trajik bir öyküyü konu alan film, zorlu savaş yıllarında geçip, homoseksüellik gibi akademinin çok sevdiği bir alana da ayrıca değinerek, tam sekiz ayrı dalda oskara hakkıyla da aday olmuş..
Genelde okul çağlarında sadece derslere kafa yorduğu için inek diye tabir edilen tiplerin hayatları çoğu için çok sıkıca da görünse, aralarında Alan Turing gibi olan bir çoğu da vardır ki başta renksiz gibi görünen hayatları zamanla insanlık adına büyük buluşlar yaparak, toplum adına oldukça önemli işlere de ayrıca imza atmakta.. Nitekim Turing’de benzer şekilde yaptığı makine ile bir yandan İkinci Dünya savaşında binlerce can kurtarırken, diğer yandan da halen hayatımızın en büyük parçası olan bilgisayarlarla tanışmamıza, henüz Gates falan ortada yokken daha en başlarda ön ayak olanlardan...Savaş yıllarında fark edilen üstün özelliği sayesinde amiri ve çalışma arkadaşlarınca yüksek kibir sahibi olduğu konusunda ciddi eleştiri alan Turing, izlediğim kadarı ile pek öyle olmayıp, tam tersi haktan yana olan tavrı ile aşırı tevazu kibirden gelir misali gerektiğinde iyi olduğunu söylemekten de adeta hiç çekinmeyen bir profil...Kendisine verilen görevde nüfusu olduğu halde nüfuzunun olmadığını fark eden Turing, çözümü Churchill’e yazdığı mektupta ararken, İngiliz politikacının vizyonu ile devamında konuyu sonlandırış biçimi de aslında ne denli farklı bir devlet adamı olduğunun adeta bir nevi en büyük kanıtı durumunda..
Baştan beri bir çok şeyin sır olduğu evrende, tek net olan belki de hiçbir zaman her şeyi bilir hale gelemeyip, ancak aklımızın yettiği kadarını almaya devam etmek zorunda kalacağımızdır. Zaten ne Edison, ne Wright kardeşler gibilerle bile insanoğlunun hiçbir zaman mucit olmayıp, düzende ancak mevcut olanı ortaya çıkarabildiği de somut olarak hep önümüzde durandır : Uçma yasaları baştan beri hep vardır, zaman alan sadece insanlığın keşfi olandır..
geri
