Hoşça Kal ''Güzel'' Adam!

Hoşça Kal ''Güzel'' Adam!


1993-1994 sezonunda Galatasaray’ın Manchester United’ı eleyerek Şampiyonlar Ligi’ne kaldığı ve UEFA’nın tüm planlarını bozduğu sene Johan Cruyff, Barcelona’nın teknik direktörü olarak ilk maçı oynamaya İstanbul’a gelmişti. Anadolu halkının Osmanlı’dan gelen, kendi limitlerini ve potansiyelini bir türlü hayal edememe gafletinin yansıması olarak Türk basının temsilcileri “Türk futbolcular arasında Avrupa’da oynayacak bir futbolcu var mı?” gibi garip bir soru sormuş ve tarihi bir cevap almışlardı: “Burayı Avrupa sanıyordum…” Dünya üzerinde kim daha iyi futbolcuydu diye tartışabilirsiniz... Kim daha iyi antrenördü diye de kafa patlatabilirsiniz… Ama Dünya futbolunda en büyük etkiyi bırakmış “futbol adamı” konusunda mutabık kalınacak tek isim Johan Cruyff’tur. Vefatından sonra yazılı, sosyal ve görsel medyada onun Ajax’ı nereden nereye getirdiğini, General Franco’ya kızıp Barcelona’ya gitmesini, Barcelona’da doğan oğluna Madrid yasaklarına rağmen Katalunya’nın koruyucu azizi St. Jordi’nin adını vermesini,
 
Arjantin’deki askeri cuntayı protesto için 1978 Dünya Kupası’na gitmemesini mutlaka okudunuz ya da okuyacaksınız ama hayatımızın son 25 yılına damga vuran Barcelona’nın mentalitesinin, onu 1970’li yıllarda inşa eden “General” Rinus Michels’ten günümüze taşınmasındaki en büyük iletken faktör olduğu gerçeği hepsinin önündedir. Dünya futbolunun tamamen evrilmesini sağlayan “total futbol” un mucidi olan Michels’ten bayrağı devralan Cruyff, her oyuncunun her bölgede oynayabildiği, toplu müdafaa toplu hücum stratejisinin düstur olduğu bu sistemi, kuruluşuna öncülük ettiği Barcelona Akademisi “La Masia” üzerinden 90’lı yıllara taşıyarak günümüz futbolunun şekillenmesindeki son köşe taşını koymuştur. La Masia’nın total futbol tornasından çıkan Rexach, Guardiola ve Luis Enrique; Ajax akademesinde bu işe bulaşıp Katalunya’da Cruyff öğretilerini hayata geçiren Van Gaal ve Rijkaard hep aynı oyunu sahneye koydular. Bu devirde bu formayı giyen Romario, Stoichkov, Rivaldo, Ronaldo, Ronaldinho ve Messi gibi futbol ikonları yeteneklerine rağmen küçülerek büyüdüler ve Cruyff “tiki taka” sının birer neferi haline geldiler. Küçülemeyenler, şişmiş egoları ile devam edenler bu okuldan ayrılmak durumunda kaldılar. Zlatan İbrahimoviç de otobiyografisinde bundan bahseder. Kendisi, total futbola ayak uyduramadığı için zaten, bu kadar gol atmasına rağmen Barcelona’dan ayrılmak durumunda kaldığını itiraf eder ve bu kadar yıldızın nasıl da tornadan çıkmış “liseli bebeler” gibi davrandığını hala anlayamadığını ekler. 1974 Dünya Kupası’nda gol atan futbolcuya para ödülü vereceğini açıklayan Hollanda basınının karşısına çıkıp, golü takım atar, bu paranın tüm takıma pay edilmesi lazım, diyecek kadar takım oyununu ön plana çıkarıp, estetikle buluşturarak zevk alıp, haz vermeyi hedefleyen bu mentaliteden bu Barcelona’nın çıkması çok doğal olsa gerek. 
Bugün Barcelona, küçük ama mobil üçgenler temeline oturtulmuş; topa sahip olarak total savunma yapma stratejisi ile oyun şablonunu kurgulayan, sınırlarını en ince ayrıntısına kadar analiz edip kornerleri bile kısa pas ile kullanabilen bir total futbol takımıdır ve özellikle son 12 yıla damgasını vurmuştur, daha uzun yıllar da vuracak gibi durmaktadır. 
Bu hasletlerin hepsini Cruyff’a borçludur ve bundan sonra da Camp Nou’da ya da gezegenin herhangi bir stadında “tiki taka” başladığında onun koruyucu ruhu “Nummer 14” yukarıdan bir yerden Barça’yı izleyecek ve keyifle ağzındaki “lolipop” unu yemeye devam edecektir.
Sözlerimi hayatını bu güzel oyuna adamış Cruyff’un bir cümlesi ile bitirmek istiyorum:
Soccer is simple, but it is difficult to play simple- (Futbol basittir ama zor olan basit oynamaktır)...
Huzur içinde yat büyük efsane Johan Cruyff…
Nisan 2016 yılına ait yazıdır.
Herkese huzurlu, sıhhatli, akıl ve spor dolu bir hafta diliyorum…


geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar