10’un Vedası

2006 yılında Dünya Kupası Finali’nde Materazzi’ye attığı kafa ile futbol hayatını sona erdiren Zinedine Zidane, UEFA ve FIFA’nın yaşayan 10 numaralarının sonuncusu olarak Hall of Fame’deki yerini aldı ve bir daha hiç unutulmamak üzere futbol dünyasına ismini yazdırdı. 

10 numara kavramı özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemden itibaren gelişen Avrupa futbolunun piyasaya sunduğu, forvet arkası oynayıp onları besleyen, serbest vuruşları kullanan, asistleriyle ön plana çıkan lider oyuncular için yapılan bir tanımlama idi.  O dönemlerde istatistikler bugüne göre ikinci planda hatta hiç olmadığı için, oyuna etkileri objektif olarak ölçülemezdi. 

Bu tip oyunculara ihtiyaç 1990’lı yılların ortasına kadar her zaman vardı, çünkü oyun sistemlerinin bir yerine mutlaka yerleştirilebiliyorlardı. Özellikle Amerika Dünya Kupası’nda Brezilya’nın bile estetik futbolu rafa kaldırıp, daha gerçekçi oyuna dönmesi ve dörtlü orta sahaya dönüş, 10 numara dediğimiz oyuncuların yavaştan sorgulanmasına neden oldu.

2000’li yılların fiziksel gerçekçiliğinde ise artık yavaştan antrenörleri ile sorun yaşayan insanlar haline geldiler. Bu dönem 80’li yıllardan kalma Zidane, Figo, Hagi, Djorkaeff, Valeron gibi ustaların artık son demlerini yaşadığı bir periyoddu. Bunların futbolu bırakmasından sonra artık yeni futbol stiline uygun oyuncular ön plana çıkmaya başladı.

Nasıl oyuncular bunlar? Box to box dediğimiz, oyunu iki ceza sahası arasında oynayan, temposu yüksek, hem kesen hem oyuna sokan orta sahalar ve patlayıcı hücum oyuncuları dediğimiz hem kanat oynayıp hem de defans arasına koşular yapan santraforlar ön plana çıktı.  Lampard, Gerrard, Vieira, Iniesta, Xabi Alonso, Modriç gibi oyuncuları bu tip orta saha oyuncularına örnek gösterebiliriz.

Artık koşmayana ekmek yok lafını en iyi son Dünya Kupası’nda gördük. Türkiye’de 10 numara olarak adlandırılan Wesley Sneijder, ilk 6 maçta toplam 70 km ile turnuvanın en çok koşan oyuncusu idi. 

Zaten koşmayanlar hiçbir zaman üst seviyede yer bulamıyorlar ve alt liglerde oynamak zorunda kalıyorlar. Onların da sonu hocaları ile kavga edip ayrılmak oluyor.

Türk medyasına da konu lazım olduğu için uzaktan şut çekip, topuk pası veren, frikik atan her oyuncuya 10 numara muamelesi yapıyorlar. Çünkü maalesef sokaktaki halk bundan hoşlanıyor. Takımı her kötü gittiğinde Hagi, Sergen, Alex duasına oturan taraftarlar, futbol gerçeklerinden çok uzaklar ama onlar gazete satın alan kitle olduklarından, en iyi mentalite onlarınki oluyor.

Çok şükür ülkemde, ulan şu Lampard bizde olsa, ah Gerrard bende olacaktı diyen yok, varsa yoksa temposuz oyuncu aşkı… Adam Schweinsteiger, Götze, Reus, Kroos, Özil ile top göstermiyor, baksan hiçbiri 10 numara değil, ama biz hala neyin peşindeyiz…. Bu adamlar Türkiye’ye gelse, 4.hafta yuhlanırlar hemen arkalarından atıp tutulur “Almanya’da ben bile oynarım” lafları stadlardan stadlara yayılır ve millet de bunu gerçek sanar….

Belki de biz yanlışız, onların mentalitesi daha saf ve mahalle kültürünü yansıtıyor. Ama sonuç da her görüş de sahibine göre değerlidir…

 

Herkese sıhhat, akıl ve spor dolu bir hafta diliyorum…

 

Haftanın Sözü:

Sky Sports Spikeri: Balotelli, kadronuz için ekstra katkı olarak ne verecek?

Brendan Rogers (Liverpool Menajeri): Bela (Trouble)!!!






geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar