Don Alfredo

2008 yılında Santiago Bernebau’da Real Madrid Müzesi’ni gezerken, giriş kapısının üzerinde yazan “Milenium’un en başarılı takımının müzesine hoşgeldiniz” ibaresi okuyunca etkilenmiş, merakım artmış ve daha bir hayranlıkla gezmiştim. İçeride olmayan kupa ve başarı beratı yoktu, içimden, bir gün bizim takımlardan birinin de tarihi buna benzer mi acaba diye geçirmiştim.

O müzeyi gezdiğinizde akılda kalan tek bir oyuncu vardı, o da büyük efsane Alfredo di Stefano’ydu. Real Madrid’i büyük yapan, asrın takımı olup seviye atlamasına neden olan Don Alfredo’nun kulübün tarihi üzerindeki etkisini hissetmemeniz mümkün değildi.

Kariyerinde 3 milli takım (Arjantin, İspanya ve Kolombiya), 2 büyük takım ( Barcelona ve Real Madrid) olan bu büyük oyuncunun bugün El Classico’ya malzeme olan husumetin politika harici sebeplerinden en büyüğü olduğunu öğrenince insan hiç şaşırmıyor.

Önce Barcelona’ya imza atan Don Alfredo, Real Madrid’in kulübü Millionairos ile anlaşması sonucu ortada kalmış ve İspanya Futbol Federasyonu 2 yıl Barcelona’da 2 yıl da Real Madrid’de oynamasına karar vermişti. Santiago Bernabeu’nun katkı ve ikna gücü ile Real Madrid’e kayan Di Stefano, daha sonra Barcelona’nın aradan çekilmesi ile 12 yıl sürecek Madrid kariyerine başlamıştı. Tabi bu olay, Barcelona’da ayaklanmalara neden olmuş, başkanın istifası ve yıllar boyu sürecek bir husumetin körüklenmesi ile devam etmişti.

Di Stefano, özellikle 1950’li yıllarda kazanılan Avrupa Şampiyonlukları’nda Ferenc Puskas ile beraber başrol oynamış, 56-60 yılları arasında kazanılan 5 şampiyonluk maçının hepsinde gol atarak kırılması güç bir rekora imza atmıştır. Avrupa Kupaları ve Real Madrid’deki gol rekorları daha sonra yine takımdaşı Raul tarafından kırılmış olsa da Don Alfredo, Dünya Futbol tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır.

Vatandaşı Maradona’nın, kendinden büyük futbolcu olarak adlandırdığı tek isim, efsane Pele’nin de kabul ettiği iki isimden bir olan Di Stefano’ya, toprağın bol olsun demekten başka bir şey elimizden gelmiyor… 

Sözlerimi İnter ve Barcelona’nın efsane hocası, Katanaçyo’nun mucidi Helenio Herrera’nın bir sözü ile bitirmek istiyorum:

“If Pele was the lead violinist, Di Stefano was the entire orchestra”

(Eğer Pele baş kemancı ise, Di Stefano tüm orkestra idi)

Herkese sıhhat, akıl ve spor dolu bir hafta diliyorum…

 

Haftanın Olayı:

Evladımız Cüneyt Çakır, Arjantin-Hollanda Dünya Kupası Yarı Final maçını yönetecek. Bu çok önemli bir başarı, 40 yıl sonra turnuvaya hakem sokup, hemen yarı final yönetmek küçümsenemez. Tahminim, 2015 CL finali, ve Euro 2016 Finali’ni de Cüneyt Çakır’a verip, 2018 Dünya Kupası Finali ile kariyeri zirve yaptıracaklar. Çünkü 2022’de 46 yaşına gelecek ve emekli olacak. Tabi bunların hepsi, finale Türk takımı kalmazsa gerçekleşebilecek öngörülerdir, tercihimiz takımlarımızın kalmasıdır…

 



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar