DÜDÜK KİMDE…

Neredeyse 100 yıldan fazladır oynanan bir maç bu… Kâğıt üzerinde ebedi dostluk, ayrılamaz bir bütünlük ama ezeli bir rekabet…

II. Abdülhamit’in paranoyak kaygılar ile 1900’lü yılların başında birbirlerinden ayırdığı iki camia… Her iki taraf da rüştünü ispat peşinde… Aslına bakarsan bir taraf daha büyük ve “baba” rolünde; herşeyi ben doğru bilirim, sen benim takipçimsin diyerek diğerini hor görüyor. Diğer taraf ise bu coğrafyada yapılan tüm kötülüklerin hep kendisine karşı yapıldığını savunarak ayrı bir “de facto cumhuriyet” olduğunu savunarak hak ve öncelik istiyor.

Geçen Pazar akşamı yine karşı karşıya geldiler, ev sahibi takım, savunmada başladı çünkü rakibin son haalardaki performansları gözünü korkutmuştu, her ne kadar yakın zamanda bir Avrupa darbesi almış ve güvendikleri “dağlara” kar yağmış olsa da, rakip her zaman güçlü bi rakipti… Yıllardır bir küs bir barışık maçlar oynanmış ama hiçbir zaman tam bir barış sağlanamamıştı. Tam da barış şansı ayağımıza geldi derken, yine küslük başlamıştı. Dünya savunma tarihine geçmiş Çanakkale Zaferi’nin 101.yılını henüz kutlamış bir nesilin torunları olarak savunma ile nereye kadar gideceğimizi tartışa duralım; biz aynı zamanda Dumlupınar’da ve Kocatepe’de ilk hedefi Akdeniz olan bir neslin de torunlarıydık.

Aslan yürekliydi ve bu kadar savunmada kalamazdı, hücuma geçmeliydi… Korkunun ecele faydası yoktu sonuçta ev sahibiydi ve baba rolündeydi. Önce ortasahaya kadar çıktı, rakibe bir yoklama çekti ama seyircilerden protesto ıslıkları yükselmeye başladı… Daha ne kadar savunarak bu hayat geçecekti, sürekli top çevirerek bu hayat geçer miydi? Birşeyler yapması gerekiyordu, seyirci galeyana gelmek üzereydi ve aynı kaynayan bir kazan gibiydi. Ev sahibi olarak son kararını verdi ve düdüğü çaldı… Herkese akıl, sıhhat, spor ve huzur dolu bir hafta diliyorum…



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar