Gurbet Treni

Gurbet Treni


 
1961 yılında Sirkeci Garı'ndan kalkan ilk tren ile Almanya'ya giden işçilerin torunları ya da onların da çocukları şu anda üçüncü ve dördüncü nesil olarak hayatlarını devam ettiriyorlar.
 
Dedeleri, genellikle İç Anadolu'nun kapalı ve muhafazakar toplumlarından geldiği için,  kendi tabirleri ile 'yozlaşmış' Batı medeniyetinden ailelerini korumak için daha da içine kapanmış, dine daha çok sarılırken onun dogmalarını almayı tercih etmiş ve git gide daha da kapalı bir topluluk haline gelmişlerdir (closed community).
 
Bunları yaparken gittikleri yerde ikinci sınıf insan muamelesi, anavatanda ise gurbetçi sıfatı onlara layık görülmüştür. Nereden baksanız arafta kalmış, entellektüel açıdan kaybolmaya meyilli insan topluluğudur. Ekonomik açıdan tabi ki bunu söyleyemeyiz zira kapalı Türkiye ekonomisi yıllarca onların getirdiği dövizlerle ayakta durmuştur ve birçoğu Anadolu ticaret zekası ile (İpekyolu nelere kadir!) iktisadi bağımsızlığını kazanmıştır.
 
İnsan bilinçaltından gelen reaksiyon gösterme duygusu ile siyaset ve sporu her zaman Avrupalı'ya karşı zafer kazanma yolu olarak benimsemişlerdir. Bulundukları yeri değiştirecek entellektüel birikime sahip olmayanlar, kendi değişmemek için aşırı uçlarda pozisyon almayı yegane çıkış yolu olarak kendinde bulmuştur.
 
Siyasette, kendi bulunduğu ülkede sosyal demokratlara oy veren gurbetçimiz söz konusu Türkiye olunca Avrupa'ya  'de facto' olarak haddini bildiren aşırı uç hamasilere oy vermekte herhangi bir beis görmüyor. Bu omurgasız manevrayı herhangi bir siyaset bilimi ya da ekonomi politik teorisi açıklayamaz. Bunu ancak Şarkiyatçılara sorsak cevap alırız, ne de olsa tatlı su kurnazlığı da DNA kodumuza işlenmiş bir özelliğimizdir.
 
Spor sahalarını da aynı şekilde yorumlar bizim gurbetçilerimiz maalesef. Yaşadıkları ülkelerin her türlü kuralına uyan bu insanlar konu spor müsabakası olunca zıvanadan çıkarlar ve primitif davranışlar sergilerler. Günlük hayatlarında pek bir üstünlük sağlayamadıkları Avrupalıları , Türkiye'den gelen takımlar üzerinden yenmeye çalışırlar ve bunun için de her türlü kural dışı, yasak davranışa sığınırlar. Meşale yakma, maytap atma ya da maç bitmeden sahaya girme konusunda herhangi bir çekinceleri yoktur. Herhangi bir Bundesliga maçında yapmayı akıllarından 1 saniye bile geçirmeyeceklermiş hareketlerdir bunlar ama Türk takımı gelince yapmak sanki caiz ve farzdır.
 
Sorsan içlerinde vatan hasreti, özlemi, sevgisi gibi hisler vardır ama fazla sevgi de insanı boğar, aşkı bitirir. Bunu düşünecek duygusal zeka kendilerinde pek barınmıyor maalesef. Bir kişi de şunu demiyor:
 
"Yahu biz olayı çıkarıp evimize gidiyoruz ama olan memleketin takımına oluyor, gidiyorlar Türkiye'deki maçı seyircisiz oynuyorlar ve avantaj kaybediyorlar. Biz de başımız dik dolaşmayı bırak bir de barbar vandalist durumuna düşüyoruz"
 
Zaten bunu diyebilseler, benden sonrası tufan demeseler olay baştan çözülecek ama diyen ya da telkin eden yok. 
 
Yalnız burada UEFA'nın da olası seyircisiz cezalarını olayın yaşandığı ülke ile sınırlı tutması gerekir. Yani olay Lyon'da yaşandıysa ilgili Türk takımının ilk Fransa deplasmanında ceza uygulanmalı ki o ülkedeki gurbetçiler cezayı görsün aksi halde adalet dağıtmamış olurlar.
 
(Not: Avrupa'da sınır yok Hollandalı gurbetçi gidip Belçika'da olay çıkarırsa ne olacak denebilir ama o da AB'nin sorunu bence, zira sınırları açan o)
 
Türk takımlarının acilen bu gurbetçi sıkıntısından kurtulması lazım. Maçtan önce gurbetçiler 25000 bilet aldı, orayı İstanbul'a çevirecekler masalı kulağa hoş geliyor ta ki maç başlayıncaya ve herkes hayvan içgüdülerine dönünceye kadar.
 
Gurbet Treni'nden inip Akıl ve Sağduyu Treni'ne binmek lazım!
 
Herkese akıl,sıhhat,huzur ve spor dolu bir hafta dilerim.
 
Haftanın Sözü: Atı alan Üsküdar'ı geçti deyimi Osmanlı'da kanundan kaçıp karşı yakaya geçen suçlular için kullanılırdı. Artık Üsküdar'a geçti diye takip edilmezlerdi ve kanun kaçağı sayılırlardı. Kullananlar malumun ilanını yaptı, eyy bilinçaltı sen nelere kadirsin!!!
 
 
 
 


geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar