Hele Bir de Aylardan Temmuz İse...
İngilizler futbol sevgisini şu şekilde tanımlar; hayatı cuma, cmtsi ve pazar günleri yaşayıp, diğer dört gün de cuma, cmtsi ve pazar gelsin diye beklemektir.
İşte bu sebepten bir futbolsever olarak Temmuz aylarını oldum olası hiç sevmemişimdir. Haziran aylarında uluslar arası turnuvalar olur, Ağustos’ta ise ligler başlar ama Temmuz ayı başlı başına sıkıntıdır.
Takımlar transferlerini gerçekleştirir ve hazırlık kamplarını yaparlar bu dönemde. Zira bu kamplar bütün sezonun tohumlarının atıldığı ortamlardır ve oyuncular için olmazsa olmazdır. Transferlerin adaptasyonu bu ay içinde gerçekleşir, oyun sistemleri ve tüm yılın projeksiyonu bu dönemde çizilir. Buraya kadar her şey normal bir futbol ülkesinde olanlardır. Bir de muhlis futbol ülkesi Türkiye’nin Temmuz gündemi vardır:
*Cevval spor medyası takım başı ortalama 20 adet oyuncu transfer eder ve bunu çarşaf gibi beyan eder. Aslında 3 büyük kulüp için ortalama 50-60 civarıdır ama spor medyamız Anadolu takımlarımızı pek kaile almadığı için bu ortalama toplamda yirmilere kadar düşer. Güzide yöneticilerimiz de sağ olsunlar bunları yalanlamaktan imtina ederler, maşallah taraftar da fayda analizi yapmadan hepsine heyecanlanır.
Futbol mantığı çerçevesinden baktığınızda hiçbir takım kuzey yarımkürede Temmuz ayında çıkıp hala 2 stoper, 2 orta saha ve 2 bitirici forvet daha alıp transferi kapatacağız diyemez ve oyunun sıhhati açısından dememelidir de ama bizim topraklarda denir (geçen hafta Süper Lig’e yeni çıkan bir takımın yeni hocası buna benzer konuştu).
Avrupa’da ise takımların eksiği bellidir, bunu yönetici bilir, medya bilir ve en önemlisi taraftar da bilir. Örnek vermek gerekirse Mourinho, Chelsea’ye geldiğinden beri Rooney’den başka isim söylemiyor ve tüm paydaşlar bunu konuşuyor çünkü hedef belirlenmiş, eldeki adamların durumu belli ve nihayetinde yapılacak nokta atış bellidir.
*Son üç yıldır ülkemizde antrenörler Temmuz kamplarında, takımlarını çalıştırmaktan çok UEFA kararlarının olası negatif etkilerinden futbolcularını korumakla geçiriyorlar. Çünkü futbol gündemi saha dışı kriminal vakalar ile o kadar dolduruluyor ki, biz 4-4-2 ya da 3-4-3 konuşacağımıza 2+1 ya da -20 gibi rakamları tartışıyoruz. Konu ile alakası olan da konuşuyor, olmayan da… Düşmanına düşman olan herkesi dost ilan etme modası almış başını gidiyor.
Bizim hocalarımız futbol düşünemeye dursun; Bayern Münich’te Guardiola takımını 1-8-1 oynatmanın tatlı telaşı içinde oluyor. Real Madrid’te Ancelotti 10 milyon Euro verip 37 yaşındaki Pirlo’yu almanın derdinde oluyor. Paris’te Blanc 64 milyon Euro’ya aldığım Cavani’nin yanında İbra’yı mı oynatsam yoksa onu Madrid’e mi satsak derdine düşüyor vs…
Bütün bunlarla dolu bir ortamda adama sormazlar mı; senin Temmuz’un ne ki Mayıs’tan medet umuyorsun? Adam temmuzu doğru geçirdiği için her yıl mayıs ayında Champions League Final basın toplantılarının müdavimi oluyor. Senin adamların da her yıl mayıs ayında Avrupa’yı salladık ama yıkamadık, dersimizi aldık eksiklerimizi gördük, bu hakemlerle bu lig bitmez, bir kişinin yaptığı tüm camiayı bağlamaz kısır döngülerinin müdavimi oluyor maalesef.
Çok negatif tablo çizdik, bu iş her şeye rağmen sahada olup bitiyor. Galiba bu konuda bir kez daha İngilizler haklı, bir an önce Ağustos gelsin ve biz de hayatı cuma, cmtsi, pazar gelsin diye heyecanla bekleyerek geçirmeye başlayalım.
Herkese bu oyunun saha içi bilimselliğinin konuşulduğu futbol dolu Temmuzlar ve mutlu bir hafta diliyorum.
Haftanın Olayı:
Barcelona Başkanı Rosell’in Villanova’nın tedavi süreci nedeni ile istifa ettiğini açıkladığı basın toplantısına futbolcuları çağırması ve onların da bu kararı ilk kez orada duyması.
Yüz ifadelerini görünce önce Abidal için 2011 Şampiyonlar Ligi’ni kazanan ve şimdi de Villanova için oynayacak Barça’nın tarihi tekerrürden ibaret kılacağını görmek.
Acil şifalar Tito Villanova…
geri
