IQ

Futbol ya da herhangi bir spor, sadece hocanın size anlattığını sahada uygulamayla başarılı olsa idi, Google’dan herkes aynı antrenmanı indirir, onu uygular, ortaya sıkıcı bir durum çıkardı. 

Bilim, zaten sana, neleri yaparsan bir oyun boyunca 12-13 km koşabileceğini söylüyor, bu Amerika’nın yeniden keşfi değil, bunu kabul etmek lazım. İşte bu noktada sporda farklılıkları doğuran etkenin bireysel taktikler ve bunların zamanlaması olduğunu söyleyebiliriz.

Bir sporcu maç öncesi geçen haftada, yapılan stratejik konuşmalarda o hafta sonu ne yapacağı konusunda uyarılar, telkinler ve taktikler alır, ama günün sonunda çıktığı oyunda kendi ile başbaşa kalır. Vücudun salgıladığı adrenalin ve laktik asit, bu konuşulanların ne kadarının akılda kalmasına ve ne kadarının uygulanmasına izin verir tartışılır.

Farkı yaratan kişisel taktik uygulamaları ve sahaya konulan kollektif IQ’dur.

Oyun kitlendiğinde oyunu açacak, takıma arkadaşları ile ortak akıl geliştirerek skora etki edecek bir yapılanmanın olması muhakkaktır.

Barcelona’nın 2006,2009 ve 2011 yıllarında rakiplerini silindir gibi ezip geçmesindeki kilit nokta özellikle Xavi, Iniesta ikilisinin ortak akıllarının meyvelerini akademiden beri gelen ‘tiki taka’ ile birleştirmeleri idi. Ne zaman bu kollektif akıl, körlüğe dönüşmeye başladı, takım sallanmaya başladı ve son 3 yıldır final bile göremez oldular.  Oyun IQ’su tavan yapmış bu adamlar bile, belli bir süre sonra bireysel taktik üretemez hale geldiler.

Kendi ülkemize baktığımızda ucuz ve kopya sistemlerle oynamaya çalıştığımız kağnı hızındaki oyunlarda IQ’nun zerresini bile göremiyoruz maalesef. Barcelona’nın 5 sene önce oynadığı ve günümüzde sancılı bir şekilde revize etmeye çalıştığı oyunu oynamaya çalışan ve habire yan pas yapan temposuz oyunları görünce insanın aklı almıyor. Gerek milli takım, gerekse kulüp takımları bir yan pas girdabına girmişler kaybolup gidiyorlar ve olan Türk futboluna oluyor…

Hocaların taktiğine kişisel taktik ekleyen oyuncu ya da oyuncular bulmak neredeyse imkânsız. Ülkedeki biat kültürü sahaya da yansıyor herhalde… 

Şu anda Avrupa’da dikine metodlarlar başarı aranıyor. Real Madrid, Bayern, Chelsea, Atletico Madrid gibi takımlar topu kapıp direkt olarak bitirme noktasına yani 3.bölgeye taşıyorlar ve golü en kısa sürede zorluyorlar.  Bunu yaparken de taktiğe uygun oyuncu seçimlerini yapıyorlar. Bu oyuncular, oyunun gerekli anlarında inisiyatif alıp tempo düşürüyor ama çoğu zaman dikine oynuyorlar.

Bir Türk takımında ise bir oyuncu direkt olarak pas vererek pozisyona sokacağı arkadaşına 4 farklı arkadaşı üzerinden paslaşarak ulaşıyor ve kendi hücum oyuncusunu savunmanın içine atıyor. Ondan sonra da başarı gelsin diye millet tribünde dua ediyor. Bizim acilen topa sahip olma fetişizminden kurtulmamız lazım. Direkt oynama, kontr oynama ile korkak oynamayı ayrıştırmamız gerekir.

Bunun için de sahada isyan edecek, tabi önce bunu düşünecek IQ’lu oyunculara ihtiyacımız var.

Sonuçta ne olursa olsun kenardaki hocanın saha ve skora etkisi 10-15%’yi geçemez, aslolan sahadaki oyuncudur. Onların IQ’sudur sonucu getirecek olan.

Herkese sıhhat, akıl ve spor dolu bir hafta diliyorum…

Haftanın Sözü:

-Büyük oyuncudan büyük hoca olmaz çünkü onlar sahada olanları anlatamazlar; onlara o yetenek verilmiştir, tarifi yoktur…-Slaven Biliç, Four Four Two Kasım sayısı



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar