Kara Göründü!
1481 yılında II. Bayezid tarafından Galata sırtlarında kurulduğundan beri ilim ve irfan yuvası olan, nice şehzade, devlet adamı, diplomat ve entellektüel yetiştiren Galatasaray camiası 19.yy sonlarında Milli Mücadele'ye de fikirleri ile ışık tutmuş ve öncülüğünü yapmış kadim bir kurumdur.
Bütün bu olumlu geçmişine rağmen iş kulüp yönetimine gelince daha önce muhtelif defa bu mecrada belirttiğim gibi Bizans yanlarında Beyoğlu Musiki Cemiyeti gibi kalır. İktidar kavgaları ve kapalı kapılar ardında yapılan kulisler kulübün kurulduğu toprakların ataları olan Bizanslılar'a rahmet okutacak niteliktedir ve olmaya da devam edecektir
Geçtiğimiz haftasonu yapılan Mali Genel Kurul'da nitelendirildiği gibi 'sonradan bu camiaya giren fanlar' ile kendini bu kulübün tek sahibi sananların güç mücadelesidir bu bir nevi. Kulübü kısır döngüye hapsedip, küçük olsun ama bizim olsun mentalitesinin yerini 'yeter,artık sıra gençlerin ve alaylıların' haykırışlarına bırakması gerekliliğinin alenen ifşa olduğu bir Genel Kurul olmuştur.
Vizyonunu sorgulamaktan bıkmadığımız GS Başkanı, duvara yansıttığı Stad Tapusu ile çok mutlu oldu, vergi borcunu 304 milyon TL'den 19 milyon TL'ye indirtmek ile övündü ve ibra edildi.
Akabinde Genel Kurul'da yaşananlar zaten tüm sosyal ve geleneksel medyaya, hatta Ankara'ya malzeme oldu, onlara değinmeyeceğim ama o bile Başkan'a verilen bir mesajdı aslında. Mahkeme kararı ile zaten atılacak olan ve uyduruk bir aidat bahanesi ile çözülebilecek basitlikte olan bir mevzuya karşı verilen tepki aslında yönetimin son zamanlardaki basiretsizlikleri ve Ankara'ya doğru yaptığı yanaşmalaradır.
Son bir kaç senede bonservis ve maaşlara verilen paralar ile Florya+Riva'nın devir bedelleri karşılanıyor ise, her yıl kar ediyoruz diyerek millet gözünün içine bakarak kongre üyeleri ve taraftarlar salak yerine konuluyorsa artık insanların da bir tepkisi olacaktır.
GS yönetimi özelinde genel olarak konuşmak gerekirse o da futbola siyasetin karıştığı yalanının herkesin başvurduğu en basit kaçış yolu olduğudur. Kanaatimce gerçekte bunun tersi yaşanmaktadır. Siyaset futbola mecburdur, aslında futbol siyasete müdahale eder. Geri kalmış toplumların afyonudur bir nevi futbol ve kulüpler siyasetin bu aczini kullanır. Aksi takdirde hiç bir ekonomi teorisi vergi borcunda 95% indirimi açıklayamaz. Zaten gelemeyeceği belli bir paradan indirim yaptırmak ne kadar başarıdır?İndirmese vergi borcunu sanki ödeyebilecekler.
Yıllarca uğraşılıp tapusu alınan stadı sana vermeyip de ne yapacak? Geri mi yıkacak ya da başka takıma mı verecek? Buna kaç farklı cevap verebilirsiniz? Bu kadar taraftarı ve kitleleri sürükleyen camialara muhtaçtır siyaset ve bundan vazgeçemezler. Aklı başında hiç kimse bu icraatların pek de makbul olmadığını bilir.
Geçen hafta Futbol Zirvesi'nde sunum yapan UEFA Finansal Fair Play Direktörü Andrea Traverso'nun belirttiği gibi Avrupa'nın en riskli ligi hala Türkiye Ligi, en riskli takım Fenerbahçe ve üçüncü en riskli takım Galatasaray olarak hayatlarına devam ediyorlar. Buna rağmen hala yazın transfer bombalarından, seneye ceza almayıp Avrupa Kupaları'na katılmaktan bahsedilebiliyor, aynı geçen sene söylendiği gibi...
Genel Kurul bunları tartışıp çözüm bulmayı umut ediyor ama elde var sıfır olunca, sonuç da reaksiyona dönüşüyor, sükutu hayal kaplıyor tüm camiayı...
II. Bayezid, rüyasında görüp, Gül Baba'nın yorumu üzerine kurduğu Galata Sarayı Ocağı'nı bu şekilde hayal etmemiştir, ve bu kulübü kuranlar da buraya geleceğini düşünmemişlerdir.
Bu yolun seçim gibi, zira deniz bitti, kara göründü.
Herkese sıhhat, akıl, spor ve huzur dolu bir hafta diliyorum.
geri
