KARTACA DÜŞMELİ!
Kartacalı Hannibal, filleri ve süvarileri ile İber Yarımadası’nı aşıp Pireneler ve Alpler üzerinden İtalya’ya girip 20 yıl boyunca sürekli zaferler kazandığında, kendisini yenilmez bir general olarak görüyor ve ele geçirdiği yerdeki halkların ona sürekli destek olacaklarını zannediyordu.
Zafer yılları sonunda, belki de Hannibal’în kendisini en güçlü hissettiği dönemde Romalılar, “Kartaca Düşmeli” diyerek, onun da taktiklerini ona karşı kullanarak onu yendiler ve Kartaca’nın sonunu hazırladılar. Döneminin en büyük generali olduğu kendi rakipleri tarafından bile kabul edilen ve hatta taktik dehası, Yunanlılar’a karşı girişilen Türk Kurtuluş Savaşı’nda bile kullanılan Hannibal, kendine aşırı güvenin cezasını orta vadede ülkesinin haritadan silinip, tarih sayfalarındaki yerini almasına sebebiyet vererek çekiyordu.
Sevgili dostlar, insanların en zayıf anları kendilerini en güçlü ve yenilmez hissettikleri anda başlıyor. Etrafınızda yer alan ekibin de dolduruşuna geldiğinizde, ben yaparım olur havasına bürünüyor, ama zaman geçtikçe kazın ayağının öyle olmadığı, her yaptığınızın doğru olmadığını anlıyorsunuz.
Hannibal elindeki süvarilere ve fillere güveniyordu, günümüzde de insanlar parasına ve makamına güveniyor ama yükseldikçe küçülmeyi bilmeyen zihniyetler, koskoca camiaları felakete sürüklemekten gocunmuyorlar.
Fakat şu unutulmamalıdır ki, her Firavunun bir Musa’sı ya da her Hannibal’in Scipio’su mutlaka vardır ve bu işlerde nasıl gelirsen öyle gidersin.
Korkarım ki, bizim troyka (ÜA-LA-BT) kendi selefleri olan Adnanlar’dan daha beter bir şekilde gidecekler ama olan her zaman ki gibi sevdalılara olacak… Onlar sevdikleri ile kalacaklar…
Bu konudaki sözlerimi yine Hannibal’in bir sözü ile bitirmek istiyorum:
“Ya yeni bir yol bulacağız, ya yeni bir yol yapacağız”
Herkese sıhhat ve spor dolu bir hafta dileğimle…
Geçen hafta ebediyete intikal eden Necmi Tanyolaç ustanın anısına saygı ile…
BİR KRAL PALYAÇO OLAMAZ
Dün sabah Şişli’den Karaköy’e gelen dolmuşta iki müşteri konuşuyordu... Biri yanındakine “Aaa”, dedi, “Habere bak. Metin tekrar futbola başlayacakmış!” Beriki, arkadaşının elindeki gazeteye göz atarak cevap verdi, ‘Palavradır, inanmam! Metin yapamaz bunu, onca gürültü patırtı, tantanalı jübilelerden sonra sahaya dönerse ayıp eder!’
Ben otomobilin önünde oturuyordum. Arkadakiler konuşmaya devam ediyorlardı. Şoför de girdi lafa ve Metin Oktay’ın hayatı boyunca tiksindiği para konusunda tabanca patlatırcasına sokuluverdi: ‘İster misin, Metin sahaya çıkınca halk, jübilede verdiğimiz parayı geri isteriz, diye bağırsın!’
Başka bir dolmuşta, otobüste, vapurda ve dükkânlarda bahse girerim ki Metin’in futbola dönüşü ile ilgili haberler konuşulmuştur. Galatasaray taraftarları, “Ohh, Metin bir gelsin, bizim takım kurtulur!” mu demişlerdir? Dolmuş yolcuları gibi düşünenler azınlıkta mı kalmış, yoksa çoğunluğu mu teşkil etmişlerdir? Henüz bilmiyoruz ama olay Metin Oktay’ın kişiliğini sarsacak, halkoyunda onu küçük düşürecek bir istikamete doğru sürüklenmeye başlamıştır.
1969 yılında doğan heves
Metin Oktay’ı yeni yılın ilk haftasında spor sahifelerinin manşetine çıkaran “Futbola döndürme” hevesine basında ilk defa Tercüman ayna tutmuştur. Ağustos’un 12’sinde Metin Oktay jübilesine hazırlanırken, futbola devam etmesini isteyenlere ‘Olmaz böyle şey, komik olurum, şöhretimi yıkarım’ demişti. Haber haberdi ve Tercüman, Metin’den sonra teknik yöneticilerin görüşünü de sormuştur. 14 Ağustos tarihli Tercüman spor sahifesinde çıkan haberde ‘Metin çağrıya hayır dedi’ başlığı altında bugün onu sahaya çıkarmak istediği iddia edilen Antrenör Kaloperoviç’in de şu demecini yayınlamıştık: ‘Oktay’ın yeri teknik direktörlüktür!’ Aynı gün Galatasaray’ın teknik yöneticilerinden Turgan Ece ve Fazıl Köknar da, Metin’in futbola dönüşü için yapılan baskıdan kurtulması gerektiğini hatırlatıyoruz ve şöyle diyorlardı: Metin’in futbolu bırakması konusunda kimsenin tesiri olmamıştır. Metin jübilesine hazırlanmaktadır, bu devir meselesidir.’
Waterford’a karşı oynatılmak isteniyor
Metin Oktay, biri İstanbul’da diğeri İzmir’de düzenlenen iki muhteşem jübile ile futbol hayatını kapamış, 15 yıl kendisine ‘Kral... Kral’ diye bağıranlara veda etmişti... Bitmişti, Metin Oktay’ın futbolculuğu. Adı, artık Galatasaraylı Büyük Metin’di... O ara Galatasaray şampiyon kulüpler turnuvasına hazırlanırken, Yönetim Kurulunun haberi dışında bir oldu-bitti ile teknik direktörlüğe getirildi.
Hataların başlangıcı idi bu ısmarlama teknik direktörlük. Kimse tenkid etmedi. Çünkü Metin çok seviliyordu. Bir ağabey olarak Galatasaray’a yararlı olacağı düşüncesi yaygındı. Sanıldı ki: Galatasaray, o gelir gelmez şampiyonluğu, ya da ligin en iyi yerini vurup Sarı-Kırmızılı takımı oraya oturtacak. Oysa hazırlık maçlarında Sarı-Kırmızılı takım hiç de ümit vermiyordu. 13 Eylül günü Galatasaray idmanında sahada birbiri arkasına şut atan Metin Oktay için yönetici Turgan Ece şöyle dedi: ‘Ben olsam Metin’i Waterford’a karşı oynatırım.’
O günden bu yana Metin, kendisinin de açıkladığı gibi gerek taraftarlardan gerekse bazı üyelerden bu yolda sözler duydu, ‘Dön” diyorlardı Metin’e “Dön!’
Krallıktan palyaçoluğa hayır
Galatasaray’ın lig şampiyonluğundan sonra omuzlarda giden Metin Oktay’ın şimdi tekrar futbola dönmesi için adeta bir oyun sahneye konulmaktadır. Metin, ‘Efkâr-ı umumiye isterse dönerim’ gibi ucuz bir kahramanlık sloganı altında Galatasaray’ı kurtarma masalına doğru itilmektedir. Tahtlarını, taçlarını ve servetlerini kaybettikten sonra lüks otellerin helâlarında yeni devir beylerinin eline kolonya döküp, havlu veren düşük kontları hatırlıyor insan gayrı ihtiyari, Metin Oktay bu mudur?
Biz Metin Oktay’ın halktan aldığı yürekler dolusu sevgi zenginliğini ruletteki numaralarına yatırmasına karşıyız. Galatasaray’ı Legia maçında atacağı bir golle yarı finale çıkaracağı ihtimali olsa dahi... Başarıya ulaşma ve eski Metin olma özlemi kursağında kaldığı gün halk bir kralın palyaço kılığına girmiş olmasına ağlaya ağlaya gülecektir. ‘Mavi Melek’ filminde gençliğine ayak uyduramadığı için palyaço olmayı göze alan yaşlı kolej öğretmeni gibi...
geri
