Kim Buldu Bu Televizyonu?

60’lı yıllardan itibaren televizyonun hayatımıza yavaştan girmesi ile beraber Dünya’nın kalburüstü oyuncularını 2 yılda bir Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası’nda izleyen sporseverler, en iyi oyuncuları izleyerek keyifli bir yaz geçirmenin keyfini sürerlerdi.

Bu turnuvalar en iyi oyuncular için bir gösteri platformu idi ve en rafine performanslarını bu sahnede gösteriyorlardı. Bizim gibi her açıdan geri kalmış toplumlarda ise bu spor adamlarının performansları kutup yıldızı etkisi ile yol gösterici olmaktan ileri gitmiyordu. Zira hiçbir zaman ulaşılamayacak ama bize rehberlik yapacak, çocukların sokaklarda top oynarken isimlerini zikretmekten bıkmayacağı performanslar olacaklardı.

90’lı yıllara kadar bu hep böyle sürdü gitti. Yazları ağzımıza bir parmak bal çalan bu sporculardan damağımızda kalanlarla 2 yıl idare eder, kendimizi avuturduk. Çünkü onlar ulaşılamazdı, çünkü onlar olması gerekip de bizim bir türlü olamadıklarımızdı…

İletişim sektörünün akıl almaz yükselişi ve bilgiye erişimin kolaylaşması ile her televizyonu açtığımızda bir dünya yıldızını seyreder olduk. Hatta o kadar abarttık ki, bir yıldızı beğenmez isek kanal değiştirip diğer bir yıldıza geçme şımarıklığını ve lüksünü kendimize reva gördük.

Şimdi bunun bize olan etkilerini sıralayalım, bakalım yaramış mı yoksa negatif bir etkisi mi olmuş…

1-Her stadyumu televizyondakiler gibi zannettik

2-Her tribünün o kadar dolu olması gerektiğini düşündük

3-Her takımın zaten yüksek tempolu, ayağa paslı oynamasının doğal olduğunu farz ettik

4-Her oyuncunun zaten durduğu yerde 13 km koştuğuna, bir hücumda 5 kişi geçtiğine, forvetin ağzının içine pas attığına, hiçbir hava topunu bırakmadığına, adam kaçırmadığına vs… kendimizi inandırdık.

Sonra ne oldu peki?

1-Her maça gittiğinde ya böyle saha mı olur ne biçim çimler dedin…

2-Passolig geldi stadlar boşaldı dedin sanki yıllardır dolu stadlara oynuyormuşçasına…

3-Kağnı gibi ağır oynayan ve genlerinde bu olan bir ülke topçusuna Premier Lig oyuncusu gibi nasıl olamazsın diye küfürler ettin, takımdan göndermeye çalıştın.

5-Yıllardır tek düsturu oynamaktan çok oynatmamak olan, faul yapmayı pres yapmak sanan, boş boş koşup toptan çok kendi yorulan, her yan toptan tehlike yaşayan oyuncunu ilk pas hatası yaptığında ıslıkladın, dışarıya davet ettin.

Messi, Atlethic Bilbao maçında 5 kişiyi taç çizgisinde ipe dizip, İngilizler’in tabiri ile “he made it look easy” yani zoru kolay gibi gösterince, herkes de sahaya çıkan adamı Messi sanınca zaten problem oradan başlıyor.

Filmler hayatı yansıtır bu bir gerçek ama bizim seviyemizi görünce izlediklerimiz bilim kurgu gibi geliyor…

İste şimdi sormak lazım, biz bu televiyonu izlerken acaba kendimizi de Harikalar Diyarı’nda mı sandık? Acaba çok mu film seyrettik de gerçeklerle filmleri mi karıştırır olduk?

Herkese sıhhat, akıl ve spor dolu bir hafta diliyorum…

 

 



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar