Milli Gurur !

1930 yılından beri düzenlenen Dünya Kupaları’na bugüne kadar 3 kez katılma hakkı kazanıp 2 kez katıldık. İlkinde grup aşamasında kaldık, ikincisinde bronz madalya aldık. Yine bu kadar süre zarfında sadece 2 kez, bir hakemimiz FIFA tarafından Dünya Kupası’na davet edildi. İlkinde Doğan Babacan, 1974 yılında Almanya-Şili grup maçını yönetti ve Dünya Kupaları tarihinin ilk kırmızı kartını Şili kaptanına çıkararak tarihe geçti*

2014 yılında ise FIFA, Cüneyt Çakır’ı Dünya Kupası için Brezilya’ya davet etti. Cüneyt Çakır, UEFA’nın Elit 12 hakeminden biri olup, IFFHS tarafından** da Dünya’nın en iyi 5 hakeminden biri olarak adlandırılmıştır. Şimdi buraya kadar herşey güzel ve milli duyguları okşayıcı gözüküyor. Bir de madalyonun diğer tarafına bakmak gerekiyor.

Bu satırları okuyan siz sevgili dostlar, ben de dâhil birçoğunuz İstanbul’un büyük takımlarına sevdalı hayatlar yaşıyorsunuz, bugüne kadar Cüneyt Çakır ile ilgili tuttuğunuz takıma ait kaç tane iyi anınız var? Sadece büyük takım sevdalıları için mi, isterseniz Anadolu’nun X bir takımını tutuyor olun, anılarınız genelde küfürle bitiyordur.

Sokağa çıksanız duyacağınız lafların başında “Cüneyt Çakır Türkiye’de kötü hakem” gelir. Öncelikle şuna karar vermek lazım o da şu ki, bir insan Türkiye’de kötü, yurtdışında iyi hakem olamaz. Kötü olanı da UEFA baş tacı yapmaz, Collina’dan her maç mükemmel not almaz. Malum, mükemmelden mükemmel notu almak zordur.

Bu durumda oturup sorunu da biraz kendimizde aramamız lazım. 

Sistemin, düzenin olmadığı ülkelerde kitabına uygun iş yapan adamlar pek sevilmezler, ama Avrupalı kural koyucu ise ürettiği kurallara harfi harfine uyulmasını ister ve bunu en iyi şekilde uygulatacak olan adamı arar. 

Otokontrol eksikliği had safhaya ulaşmış bizler, başımıza ne kadar çoban gerekirse gereksin, her kurala itiraz ederken, Avrupalı, koyulan her kuralın, o oyun güzelleşmesi amacı ile konduğu bilinci ile hareket eder; kendini kontrol eder ve uygulayana saygı gösterir.

Bu yazdıklarımı örnekle anlatmak gerekirse, bundan yıllar önce sanırım 1997-1998 sezonunda Ali Sami Yen’de bir GS-TS maçında sarı kartı olan Popescu, atılan uzun topu elle kesmek zorunda kalmış ve hiç durmadan yürüyerek soyunma odasına yürüyerek çıkmıştı. Hakem ikinci sarıdan kırmızıyı gösterdiğinde adam korner bayrağını çoktan geçmişti. O zaman çok şaşırmıştım ne yapıyor bu adam diye… Şimdi takvimler 2014’ü gösteriyor, bizim Türk oyuncular rakibine bırakın 11 yasaklı hareketten birini, sokakta yapsa Başsavcı Vekili tarafından hakkında fezleke düzenlenecek hareketler yapmaktan çekinmiyor ve buna hakem sarı kart ( buraya dikkat çekiyorum kırmızı bile değil) gösterdiğinde “Hocam daha ilk faulüm” deme cüretinde bulunabiliyor, bir Allah’ın kulu da çıkıp “yahu zaten ikinci kere yapsan teammüden adam öldürmeye girer” demiyor bu adamlara, çünkü herkes biliyor ki bu ülkede kural uygulayıcıların kendi özel kural kitapları var ve neresinden çekersen oraya gidiyor.

Bu şartlarda Cüneyt Çakır gelip her maçta onlarca kart, penaltı ile görevini yaptığında, bu adam da zaten kötü hakem, eyyamcı, UEFA’ya yaranıyor oluyor. Bizim futbolumuzun ve endüstrimizin Dünya’daki seviyesine bakıyorum, bir de bu hakemimizin seviyesine bakıyorum. 

Galiba adamlar haklı, biraz susup artık bu oyunun kuralına göre oynanmasına müsaade etmek gerekiyor. Zira hep biz haklı, onlar haksız olamazlar. Adamların bir sistemi var ve ona uyan ayakta kalıyor, kalamayan düşüyor. Bak Fırat Aydınus’a, tenzil-i rütbe ile adamı Elit Hakem listesinden düşürdüler bir alt kategoriye hiç gözünün yaşına bakmadan.

Biz hakemlerle, komplolarla uğraşacağımıza futbolumuzun temel sorunlarını, yabancı problemini, naklen yayını, 3 Temmuz’u, TFF’yi falan çözelim, bunlar çözmenin akabinde gün gelir UEFA’ya futbol kurallarını öğretmeye de hep beraber gider, Nyon’da birer çay içer geliriz…

Bu yazılanları alt alta koyunca Cüneyt Çakır milli gurur mudur yoksa kendi başına başarıya ulaşmış bir proje mi? Bunu mutlaka kendimize sormamız gerekiyor…

SİSTEM

  1. Sistemden söz açılmışken çok kısa birkaç soru sormak istiyorum:
  2. Dünya’nın büyük takımları hoca değişikliğine gidecekleri zaman ilk olarak gündemlerine takım yapılarına ve yıllardır süre gelen sistemlerine uygun hocaların CV’lerini alıyorlar mıdır?
  3. Barcelona,  Liverpool, Man Utd gibi köklü camialar ya giden hocanın yardımcısını göreve getiriyorlar ya da giden hocadan tavsiye alarak yeni hocalar getiriyor mudur?
  4. Bunlar olurken GS, Eylül 23’te hoca değiştirirken, ÜA, BT’yi çağırıp, yahu B. bu kadar başarılı ve bir oyun şablonu oturtmuş ve ona göre bir oyuncu havuzu oluşturmuş hocayı sen ve senin gibi Bizansçıların oyunları ile gönderiyoruz, yerine bu sistemi devam ettirecek, bu oyuncu havuzunu en optimum kullanacak bir adam bulalım demiş midir?
  5. Yoksa, boşta kim var bana bir an önce CV bulun, hafif de kariyerlisinden bir adamı hemen başa geçirelim de foyamız çok ortaya çıkmasın, en azından biz hemen hoca bulduk der geçeriz diye mi düşünülmüştür?
  6. Şu andaki hocanın 12 yıllık kariyerinde oynattığı oyunlar ve oyuncu yapısı incelenmiş midir?
  7. Sadece en güncel olan son takımı Manchester City’nin başında yönettiği kaç maç seyredilerek fikir sahibi olunmuştur?
  8. Son 16 yıldır 4’lü savunma oynayan ve kupa listesi hiç de fena olmayan bu takımın bir gecede 3lü savunmaya dönmesi geçmişin inkârı mıdır yoksa itibarsızlaştırılması mı?
  9. Dünya’da 1996 yılından beri 3’lü savunma oynayan tek yüksek seviyede kulüp takımı, neden olduğu bilinmez ve bu sene grupta GS’nin arkasında kalmış olan Juventus ve takımının yarısı Juventuslu olduğundan başka çaresi olmayan İtalya Milli takımı uluslar arası arenada çok mu başarılı adledilmektedir?***

Bu ve bunun gibi sonu gelmeyen birçok soru var ama ne benim bunları yazmaya ne de sizin okumaya zamanınız var…

Allah başımızdaki futbol büyüklerine zeval vermesin demekten öte gidemiyorum, onlar bu işi yapmasa yazacak konu bulamayız vesselam…

Herkese sıhhat ve spor dolu bir hafta diliyorum…

Notlar: 

  • *Sarı ve kırmızı kart ilk kez 1970 Dünya Kupası’nda kullanılmaya başlandı ama ilk Dünya Kupası kırmızısını görmek için futbolcular 4 sene daha beklemek zorunda kaldılar.
  • **IFFHS: Uluslar arası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu
  • ***Milli takımlar seviyesinde 3lü savunmayı 2002 Dünya Kupası’nda Brezilya da oynadı ama o kadar çok forvet vardı ki, sahaya 14 kişi çıkmamak için Scolari savunmayı azalttı. Tabi bir de Cafu ve Roberto Carlos gibi iki kanadı vardı.


geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar