Oltaya Takılanlar

Tatil dönemlerinde yazı yazmak zor olur zira gündem pek bir yoğun olmaz ancak ülkemiz bu tezi yanlış çıkarmak için elinden ne geliyorsa onu yapar. Balık baştan kokarmış, ülken böyle ise sana düşen de bunları yorumlamak oluyor:
1-Selçuk Yula’yı kaybettik. Bizim kuşak, FB’deki son günlerine denk geldi ama yurtdışı ve Sarıyer maceralarında nasıl ilgi ile izlediğimi hatırlıyorum. Alp Yalman’ın onu son yılında GS’ye getirmesi ve 1991 yılında İnönü Stadı’ndaki Banik Ostrava mağlubiyetinde sakatlıklar sebebi ile forma giymesi de aklımdan hiç çıkmayan anılardan biridir. Bu kayıp aslında bize belli bir yaşa geldikten sonra insanın kendini ciddi bir şekilde dinlemesinin ve kendi doktorluğunu yapmasının önemini gösteriyor. Vücut alarm verdiğinde onu ciddiye almak gerekiyor. Bordeaux zaferinin mimarları tek tek gidiyor; önce Hüseyin, sonra Erdoğan, şimdi de Selçuk… Ne diyelim, ölenlere rahmet geride kalanlara sıhhat diliyoruz.
 
2-Spor Bakanı ve TFF başkanı maçlar gündüz oynansın zira gece olunca alkol tüketimi artıyor ve olaylara sebep oluyor dedi. Ya arkadaş, anladık senin için içki, tüm kötülüklerin velisi ama hayatında hiçbir taraftar grubunun maç gününe nasıl başladığını ve onu nasıl geçirdiğini gördün mü? Sırça köşklerde oturup ahkâm kesmek kolaydır. Olay çıkarmaya müsait olarak yaftalanmış taraftar grupları sabahtan toplanır ve maç saatine kadar alkol tüketirler. Maç saati ister 14.00 olsun, isterse de 19.00 fark etmez alkol sabah 10.00’dan itibaren alınmaya başlanır. Senin bunu engelleme şansın yok. Avrupa’da neredeyse herkes maç esnası da dâhil olmak üzere alkol alır ama olay sayısı parmak ile gösterilecek kadar azdır. Burada karar mekanizmalarının olayların sebebini başka yerde aramaları gerekiyor. Tabi asıl amaç sebebi bulup yok etmek ise amenna, ama eğer gizli amaç alkol üzerinden bazı yerlere yalakalık yapmak ise onu bilemiyorum. Ama dürüstçe konuşmak gerekirse Türk futbolu da ayık kafa ile pek çekilmiyor be birader...
 
3-Trabzonspor 2 tane dünya yıldızı aldı ve almaya devam edecek gibi gözüküyor. İnsan derenin suyunu merak ediyor tabi. 2011 şampiyonluk kupasından vazgeçilmesi ve yıllardır bitmeyen stadın bitirilmesi karşılığında karar mercileri ile tehlikeli bir yakınlaşma seziliyor. Umarım yanılıyoruzdur.
 
4-Süper Kupa’yı da tamamladık. Çok ciddiye aldığım bir organizasyon değil ama edindiğim izlenim Türkiye’nin iki büyüğünü (!) de Avrupa’da çok süper bir şekilde ortaya alacaklar. Bu fizik gücü ve oyun hızı ile Avrupa’da Aralık ayından ötesini görmemiz zor. Çok para değil çok akıl harcamak lazım transfer döneminde…
Biraz da Dünya gündemi ile sözlerimizi bitirelim.
 
5-Usain Bolt 100 metre finalini yağmur altında zor da olsa kazandı ama dikkatimi çeken Bolt’un fiziki gelişimi idi. Üst tarafının gelişimi, bize artık Bolt’un hedefinin 2016 Rio’da 400 metre ile noktayı koymak olduğunu düşündürüyor. Zaten asıl uzmanlığı 100 metre olmayan (!) Bolt’u 400 metre koşup Michael Johnson’un rekorunu kırarken görmek ilginç olacak 2016 yılında.
 
6- 16 yaşında Londra Olimpiyatları’nda 4 altın 1 bronz ve 2013 Barcelona’da 17 yaşında 6 altın kazanan Amerikalı kadın yüzücü Missy Franklin’e dikkat çekmek istiyorum. Bayanların “Phelps”ini yetiştiriyor A.B.D ve önümüzdeki 3 olimpiyatı garanti altına aldı. Hem yetenek hem de ülkenin spor kültürü alttan yeni yıldızlar yetiştirmeye devam ediyor. 3 tarafı denizlerle çevrili olup tek bir yüzücüsü bulunan ve onu da her türlü başarısızlığına rağmen 6 olimpiyata göndermekle övünen bir ülke olarak, Phelps’in antrenörü Bob Bowman’ı ülke yüzme takımına danışman olarak getirmek bence ülke sporu için önemli bir gelişmedir. Umarız bu adamın etinden ve sütünden sonuna kadar faydalanırız.
 
Ne mutlu ki ülkemin ve dünyanın spor gündemi hiç bitmiyor, bize de yorumlamak düşüyor…
Herkese sıhhat ve spor dolu bir hafta dileğiyle…


geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar