ÖLÜM KALIM MESELESİ
Toprağı bol olsun Bill Shankly, Liverpool efsanesini dünya sahnesine çıkardığında aynen şöyle diyordu: Football is nothing between life and death, it is more than that, yani futbol ölüm kalım meselesi değildir, ondan çok daha önemlidir.
Portekiz diktatörü Salazar, çok rahat bir şekilde ülkesini 3F (futbol, fado ve fiesta) ile yönettiğini açıklayarak, futbolun afyon etkisi ile toplumları nasıl kontrol altında tuttuğunu gözler önüne seriyordu. İngilizler futbol sevgisini, hayatı cuma, cumartesi ve pazar günleri yaşamak, diğer dört günü de bu üç gün gelsin diye yaşamaktır, diye tanımlar.
Futbol, Dünya’nın 75%’ini peşinden koşturan ve kimilerine göre bir “din” olarak tanımlanan bir olgudur. Çünkü bu kadar fazla insanı peşinden koşturabilmek ancak bir felsefe, bir din ile olabilir diye düşünür otoriteler. Aslına baktığınızda, bu görüş çok da haksız sayılmaz zira bu kadar duygusal iniş çıkışa ancak din gibi inandığı bir olgu olduğu için, içinde “aşk” olduğu için katlanabilir bir insan…
İşte asıl sıkıntı buradan sonra başlar…
Aynı, din uğruna icra edildiği söylenen şiddet gibi futbolda da şiddet sıkıntısı baş göstermeye başlar. Ortada kayıtsız şartsız bir aşk vardır ve birileri bu aşkı yaşamanı sürekli sekteye uğratıyordur.
İşte tam burada “mağdur” edebiyatı başlar.
Haksızlıklara karşı hak arama duygusu gelişir. Medeni toplumlarda hak arama enstrümanı yargı mercidir. Nasıl insanların yaşadığı dinlerin güvencesi laik yargı ve devlet yapısı ise, futbolda da adaletin sağlayıcısı bağımsız, günlük konjonktürü kararlarına yansıtmayan federasyon ve onun kurullarıdır.
Bahsi geçen mercilerin haksızlık yaptığı ve bir tarafı ötekileştirmeye başladığı inancı yayılırsa, işte o zaman herkes kendi hakkını aramaya başlar. Mevzu din olunca, kahrolsun diğer dinin mensupları, din elden gidiyor diyerek haçlı seferleri ya da cihatlar ilan edilir. Mevzu futbol ise şike, takım kayırma, hakem kararları, finansal yardımlar gibi ihtilaflı konular bahane edilerek herkes kendi hak arama metodlarını sahneye koyar.
Pazar akşamı ve daha önce muhtelif defa Trabzon’da veya başka şehirlerde yaşananlar tamamen bunun kısa bir özetidir. Özellikle 2011 yılındaki 3 Temmuz sürecinden sonra toplumun ikiye bölünmesi ve hala herkesi tatmin edecek bir kararın çıkmamasıdır. Her zaman her kararınızla herkesi 100% mutlu edemezsiniz ama karar vericinin adil olduğu düşünülüyor ise kimse sesini çıkarmaz, çıkaramaz çünkü kararın konjonktürel olmadığını biliyordur.
Bizim toplumumuzda yaralanan aslında budur ama hiç kimse bunu düzeltme yönünde adım atmamakta, tam tersine ayrışmaları daha da körüklemektedir. Çünkü futbol ve yörüngesindeki kaos ile toplumun gündemi meşgul edilmekte ve gerçekler unutulmaktadır, aynı dinde olduğu gibi. İnsanların içlerinde yaşadıkları güzellikleri kullanmaktadır toplumu yönetenler.
Evet, sevgili dostlar, futbol denilen sihirli oyun toplumları bu şekilde kontrol ve manipüle etti ve etmeye de devam edecek gibi gözüküyor. Önemli olan bu spordan, güzel oyundan zevk almak ve bunu yitirmemek için gerekli aklı taşımak ve önlemleri almaktır.
Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum
geri
