Uçamayan Hollandalı!!!

Uçamayan Hollandalı!!!


Efsaneye göre Doğu'nun zenginliklerini sömüren Hollanda gemilerinden biri olan Uçan Hollandalı adlı gemi Ümit Burnu'na yaklaşırken fırtınaya yakalanır ve batar. Bu gemi ve kaptanının Ümit Burnu'na ulaşmak için gösterdikleri çaba bir denizcilik efsanesi olur hatta asırlar sonra Karayip Korsanları filmine de konu olur.
 
Hollanda futbol kültürü de 70'li yılların başından itibaren Rinus Michels'in 'total futbol' ekolünün Dünya'ya yayılmasına öncülük etmiş ve Cruyff, Neeskens, Haan, Van der Kerkoff,Gullit, Van Basten, Rijkaard ile 90'lara kadar uzanmıştır. Milli takımın sahaya koyduğu göze hoş gelen oyun Euro 88 haricinde sonuca ulaşamasa da tüm dünyanın sempatisini kazanmıştır.Bu ekol kulüp bazında bakıldığında da Barcelona, Ajax ve PSV gibi takımları Avrupa arenasında söz sahibi yapmıştır.
 
90'ların ortasından itibaren Van Gaal'in Ajax'ı ile beraber daha pragmatik bir yapıya dönüşen Hollanda mentalitesi kazanmayı da oynamak kadar ön plana çıkarmaya başladı (Ev sahibi oldukları ve İtalya'ya 3 penaltı kaçırıp elendikleri Euro 2000 hariç).
 
İşte bu nesille beraber büyüyen ve özellikle ülkemizi arka bahçeleri gibi gören Hollandalılar maalesef göze hoş gelen hareketler yapmak şurada dursun bir de babalarının ligiymiş gibi at koşturuyorlar.
 
Haftasonu oynanan Varlık Fon Kupası'nda iki akşam üst üste Hollandalı rezaleti gördük. Sneijder'in hocası olduğu için GeSe'nin hocası yapılan JOR'un basiretsizliklerini, hala kötü değiliz gibi bir açıklamalar yapmasını, Sneijder ve DeJong'un takıma sıfır katkısını, getirdikleri Rodrigues'in kulübede çürümesini cmtsi akşam hep birlikte izledik. 
 
Pazar akşam ise işin oyun alanından çıkıp ahlaki boyutlara taşmasını gördük. Ahı gitmiş vahı kalmış Van Persie Efendi'nin provokatif hareketlerine ve ahlaksız jestlerine tanıklık ettik. Bir de sütten çıkmış ak kaşık gibi geçiyordum kavgaya bakmaya geldim, ne oluyor burada tavırlarını görmek işin vehametini artırmaya yetti. 
 
Bütün bunlar olurken oturup film gibi izleyen, herkesin bugüne kadar adalet timsali olarak gördüğü, Advocaat Bey'in, oyuncuya cezayı veremeyen Palabıyık'a inat, RVP'yi oyundan al(a)mayıp, bir de maçtan sonra konuyu savunmasına insanın pes diyesi geliyor. 
 
Adaletli hoca, Kayseri maçından sonra önde basıyorlar diye Salih ve Fernandao'yu taraftar önüne atmak yerine, Vodafone Arena'nın altını üstüne getirmek için Dolmabahçe'ye gelen vatandaşını oyundan alır ve ağzının payını verirdi.
 
Fakat olmadı, pragmatizm ya da makyavelizm, adına ne derseniz deyin işte o kazandı....Kaybeden futbol oldu ve Uçan Hollandalı'nın kanatları kırıldı çünkü o Sürünen Hollandalı olarak hayatına devam etmeyi seçti. 
 
Yazık oldu...
 
 
Haftanın Olayı:
 
Modern futbol tarihinin en önemli orta saha tandemlerinden biri olan Gerrard/Lampard ikilisinin son temsilcisi Lampard da bıraktı. 164 maç üst üste ilk 11 çıkan ve Chelsea tarihinin en golcü ismi olan bu deve sunduğu güzellikler için teşekkür etmek gerekiyor. İngiltere'ye özenip haftasonuna Kupa maçı koyan ama aslında maçları yayınlayan yandaş medyaya kıyak çeken Federasyon'un İngiltere'nin bu tip adam yetiştirme tekniklerini modellemesi gerekiyor.
 
Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.
 


geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar