Yıl 2017... Na to Kefari Na to Mermari!!!

Yıl 2017... Na to Kefari Na to Mermari!!!


Yunanlıların çok sevdiğim ve daha önce muhtelif yazımda kullandığım bir sözü vardır. 

Derler ki: "Na to kefari Na to mermari "

Türkçe'ye de nato kafa nato mermer olarak çevrilen bu sözün ne anlama geldiğini hepimiz az çok biliyoruz.

İşte kafa işte mermer diye de çevirebileceğimiz bu söz, kafa anatomisi mermerden hallice olup içeri bilgi akışını engelleyen ve beyin kullanımını minimize eden kişiler için kullanılırsa tam da yerinde olacaktır.

Tam Başakşehir şokunu atlatmışken haftasonu yaşanan tokat ve soyunma odası basma olayları spor camiasının zekasını tekrar ve derinden sorgulamama neden oldu.

Dilerseniz soyunma odası rezaletinden başlayalım. 

GS'nin başına nasıl getirildiği malum bir hoca, takımı çiftlik zanneden ve Bizanslılara stajyer muamelesi yapacak kıvraklıktaki futbolcu grubu, bunları yönettiğini düşünen ve yıllar sonra fakültelere 'yönetememe' dalında tez konusu olacak bir acz içindeki yönetimin iflas ettiğinin bir kanıtıdır yaşananlar.

İlk geldiğinde kendi sistemini oynatmaya çalışan, idman sayısını artıran; yönetimin 'telkini' ile koltuk aşkı fazla gelip eskiye dönen ama yıldızlara kinini biriktirmeye devam eden bir hocanın 18.dakikada Bruma'yı oyundan alması skandal bir karardır. Kötüyse neden ilk onbir başladı diye sormak gerekir ama asıl amaç bağcı dövmek ise bilinmelidir ki bu kulüpte ne bağ kaldı ne de üzüm...

Eğer amaç disiplin gösterisiyse antrenmana adam getirebilmek için Başkan'ı soyunma odasına çağırmak durumun vehametinin zirvesidir. Bir hoca düşünün ki, izni iptal ettim, pazar günü akşam hepinizi idmana bekliyorum diyecek ama 4 kişi bunu reddedecek, bunun üzerine de Başkan çağrılıp şikayet edilecek. Başkan, bu 4 kişiye, bana verdiğiniz söz bu muydu, diyerek tüm takımın önünde pazarlıkları ifşa edecek ve kendisinin ertesi gün antrenmana gelip bizzat bulunacağını ve kim gelmiş kontrol edeceğini söyleyecek!!

İnsanın aklı almıyor, sanırsınız adamlar lise takımı yönetiyor ve gelmeyeni yok yazıp ceza vermekle tehdit ediyor. Aslına bakarsanız lise takımı yönetmek de ciddi bir iştir, onlara haksızlık etmeyelim, teşbihte hata olmaz diyelim...

Ibiza'ya bar açan Sneijder ya da sözleşmesinin uzatılması gündemde olan Sabri ile bu takımın geleceği planlanamaz. Bu yönetim, bu hoca, bu oyuncu grubu iflas etmiştir. Genel kurulun acilen bu duruma el koyması ve kulübü bu bataktan kurtarması gerekir. Bahsi geçen kulüp Türk sporunun mihenk taşıdır ve bu insanlara teslim edilemez. Kulübün saygınlığı söz konusudur ve bu yönetim bazı gerçekleri gör(e)meme ve anlamama konusunda ısrarcıdır. 

İkinci sıkıntılı durum ise tokat rezaletidir.

Yakındoğu Üniversitesi Başkanı ile FB Başkanı'nın husumetini yıllardan beri takip ediyorduk ama bunu beklemiyorduk. Olaydan sonra FB Başkanı'nın yaptım yine yaparım tarzı açıklamaları ise ikinci bir Başakşehir vakasıdır. Tekme tokat atıp adam dövenlerin yanına kar kalan bir ülkede rakip başkanı tokatlasam ne olur, iki üç ay mahrumiyet alırım, yeni sezonda sahalara dönerim ama rakip başkan tokatı yediğiyle kalır haddini bildiririm demiş olabilir.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bağımsız Yargı'yı bir kuvvet olarak tanımladığı bir ortamda ancak geri kalmış toplumlarda şahıslar kendi adaletini kendi sağlama fikrini akıllarına getirirler. Ya hukuk yoktur ya da yetersizdir o toplumlarda ve insanlar bu kurumlara güvenlerini yitirirler. Kendi cezalarını kendileri kesmeye başlarlar ve işin içinden çıkılamaz hale gelir durum. Tokat olayı da aslında budur ama 2011'den beri her iki kelimesinden bir hak, hukuk, Yargıtay ve adalet olan birisinin işine gelmeyince kendi hukukuna başvurması beyinsel iflasın göstergesidir. FB genel kurulunun bu duruma müdahale etmesi gerekmektedir. Koskoca bir camiayı 5000 kişiye oynayacak hale getiren bir zihniyetin, toplumsal teröre malzeme olacak tavırlar içine girmesi artık düşünemediklerinin, yanlışta ısrar ettiklerinin ve kulübü uçuruma sürdüklerinin bir kanıtıdır.

Türk sporunun bu iki kulübe çok ihtiyacı vardır aksi halde siyasi 'proje' takımlar sınırsız maddi imkanları ile sporumuzu domine etmeye başlayacaklardır ve bu sporumuzun siyasallaşmasına giden yolu açacaktır. Uluslararası arenada siyasallaşmış bir Türk sporunun kabul görmesi mümkün değildir.

Maalesef bu gerçekleri dile getirenlerin dedikleri bu kulüpleri yönetenlerin bir kulağından bile giremiyor ki diğerinden çıksın. Keşke girse en azından esansı içeride kalır ama karşımızdakiler "Na to kefari Na to mermari"

Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.



geri
Bu gönderiyi paylaş:

Kategoriye ait diğer yazılar